1 Mart 2017 Çarşamba

Ben De Giderim

Yazar Uyarısı: Herkesin okuması gereken bir yazı değildir. Sadece yüreğini açanlar okusun. Uyarıyı dikkate alın, almalısınız...

  
 
  Gitmek...Gitmek zordur şu hayatta. Bir kelime ama çok acı demek. Belki veda ama yeni başlangıçlara gebe demek. Vuslatı olmaz bazı gidişlerin bazı yürekler ayrılığı doğar. Hiç aklında yokken kalbine düşer ayrılık. Aklın kabul etmez. Kalp bavulları çoktan toplamıştır ama.
  Gitmek, devrim gibidir. İnsanı önce devirir. Sonra ayağa kaldırır. Yaralanan kalpten akan kanlar tecrübe adlı yaralar oluşturur. Yola çıkmak zordur, ya çıktığın yoldan vazgeçmek. Bazen vazgeçişler kazanmaktan zor olur. Dediğimiz gibi; "Bazen vazgeçmek kazanmaktan zordur."
  Ben ne zaman giderim? Gider miyim ki? Emin olun giderim. Şimdiye kadar ki gidişlerimin dönüşleri olmadı. Bu nedenle kolay kolay gitmem. Vazgeçmem. Kalbim direttikçe "Dur" derim, "Bekle" derim. Elimden, dilimden, kalbimden geldiğince ertelerim gitmeleri. Dönüşü olmayan gidişlerde ben yaralarımı iyileştiririm. Kalanlarda yapabilse bunu ne iyi olur.
  Ben bir  yerden sebepsiz gitmem zaten. Kalbim üşür evvela. Yalnız kalır kalbim, anlayanım olmaz mesela. Kolay mı sanki gidişler, kalanlar hep mi haklı?
  Haklı demişken blogda da çok haklı insan gördüm. Haklılığın çok farklı ifade edilişlerini gördüm. Çok şaşırdım. Sahi ben bu yanlış atfetmeleri çok yaparım. Farklı sanmıştım bloğu, insanların farklı görüşlere saygı duyacağını sanmıştım. Değişik aşağılama biçimleri okudum. Canımı acıtan ne oldu peki? Yazının bunlara alet edilişi. Oysa yazı ne naiftir. Parçalamak için değil, birleştirmek içindir.
  İnsanlar birbirini çekinmeden kırıyormuş meğerse. Kötülemek ne kolaymış. İnsanlar karşıdaki için ne kolay "Kötü" der olmuş. Mesela "Kötü insanlar neden var?", "Kötülük niye var?", "Savaşlar niye var?" diye çok sorular okudum, duydum. -Tüm yazdıklarım sadece blog için değildir.- Umarsızca soruluyor bu sorular. Ben evvela kendime soruyorum, "Büşra ne kadar iyisin?" diye. Biliyorum ki her şey birikimle büyür. Kötülükler birikir daha büyük kötülükleri oluşturur tıpkı iyilikler gibi. Yani demem o ki bir kötülük yaptıysam sisteme hizmet etmişim demektir. Belki virgülden sonra ki bilmem kaçıncı milyon sayı kadar etkim olsa da olmuştur. Ha, demiyorum ki aman sorma bu soruları. Tabi ki duyarsız olmayacağız. Ama ilk olarak kendi vicdanınızı duyun. Unutmayın bu kötülükler de vicdanını duymayan insanlar tarafından oluyor.
  Birde insanlar çok güzel eleştiri yapıyor. Bir bilgi; eleştiri sadece kötü anlamda olmaz. İyi-kötü eleştiri vardır. Ortak paydası da daha iyiye teşvik olmalıdır. Ama günümüzde bırakın kötü eleştiriyi aşağılamaya dönüştürdüler eleştirmeyi de. Canımı en çok yakan eleştirilere değinmek istiyorum.
  Müslümanlara yönelik olanlar en başta yer alıyor. Kalbimi kılıçtan geçiriyorlar sanki. İşin garibi de bunu yapanların yine Müslüman olması. Bakıyoruz hocalarımıza, imamlarımıza veya Din Kültürü öğretmenlerimize "İşte bunları gördükçe dinden soğuyorum, böyle Müslüman mı olur?" gibi eleştiriler yapılıyor.(Hadi eleştiri diyelim.) Kardeşim o kadar iyi biliyorsan o kadar mükemmelsen zahmet olmazsa çıkta sen bize bir göster nasıl Müslüman olunuyor diye. "Mükemmel olan Müslümanlar değil İslam'dır." bu hatırlatmada bizden gelsin. Eğer dinimiz insanlara bakılarak öğrenilecek olsaydı Kitabımız indirilmezdi. Rabbim en güzel şekilde bize dinimizi insanlardan öğreneceğimiz bir düzen verirdi. Yok mu Müslümanlığını kötüye kullananlar tabi ki var ama onlara bol keseden sallayanların onlardan pek farkı olduğunu görmedim. Zaten gerçek Müslüman kendini ispata uğraşmaz ve eğer sen okur öğrenirsen kimse seni kandırmaz. Kimden uzak duracağını bilirsin, en sonunda sen doğruysan zaten diğerinden Rabbim seni uzak eder. Ve ne diyor ilk emir "Oku" devam ediyor "Yaradan Rabbi'nin adıyla oku." Ve sen kardeşim Rabbi'nin adıyla oku ki farkın olsun.
  Çok kısa da şu inançsızlık meselesine değinmek istiyorum. Kimsenin inancına karışmam. Ama kimsede inanana ve İslam'a laf etmesin. Ben sana saygı duyuyorsam hakkettiğim saygıyı sen de göstereceksin. Ve inanmayan kardeşim inanmayarak Allah'ın yarattığı çemberin dışına çıkmazsın, senin inanmamanda O'nun varlığına delildir. Nasıl mı? Sen zannediyor musun ki Allah açlık hissini yaratmasaydı açlık hissedecektin. Bil diye yarattı, tokluğun kıymetini bil. Aynen bu nedenle inançsızlığı yarattı inananın değeri artsın diye. Ve üstünlük ancak Takvadadır. Yani Allah katında...
  Birde geçenlerde "Başörtü kamuya girdi artık galaksi keşfederiz." diye bir yazı okudum. Utandım ne söyliyim utandım. Anneme baktım babaanneme baktım, utandım. Kardeşim sen orada nasıl bir bağlantı kurdun bilmiyorum. Seni ne rahatsız etti bilmiyorum. Bilmeyi hiç istemiyorum. Haber vereyim uzay istasyonumuz kuruluyor. İnşallah bir de galaksi keşfederiz gönlün olur.
  Yani rahatsız olduğum eleştiriler derken bana yönelik olan eleştirileri kastetmedim. Çünkü ne kadar eksiğim ben de farkındayım. Hatırlatanlardan da Allah razı olsun. Zayıftır hafızalarımız kendimize yönelik konularda, bu yüzden hatırlatmak iyidir, iyi gelir hafızaya.
  Hafızaya iyi gelen bir eylem de okumaktır ve yapabiliyorsak yazmak. Yazmak insanı eğitir okumak gibi. Tıpkı aile gibi. Yazdıklarını okurken döner gerilere hafızanı tazelersin, geldiğin yere bakıp kendini ne kadar eğittiğini görürsün. Hadi kötü haber tellallığı yapayım; yazmanın da eğitemediği insanlar gördüm. Ne müthiş bir hayal kırıklığı. Daha güzel kırılamaz ancak bu kadar güzel kırılabilirdi hayallerim.
  Yazmak ne zamandır can yakmak, aşağılamak oldu bilmiyorum. Ben çok geç farkına vardım anlaşılan. Bunu da benim aşırı derece iyi düşünme isteğime verelim. Olsun farkına vardık nihayet. Yazdıklarımla hiç bir zaman kırmak istemedim kimseyi. Kırdığımız varsa özür dileriz. Biz özür dilemeyi de biliriz. Eğer kırılan varsa açık yüreklilikle söylüyorum kendinde arasın sorunu. Diyeceksiniz "Peki niye özür diliyorsun?" Çünkü herkes kendine yakışanı yapar bu hayatta.
  Hayat seni sen yapar. Neysen ona dönüşürsün. Gidişler yaralar ve sağlamlaştırır tıpkı kalışlar gibi.
  Uzun ettim lafı farkındayım. Peki gitmek kısa bir eylem mi ki, gitmeye yazılan kısa olsun. Ben bir süreliğine gitmeye karar verdim. Belki bir süreliğine belki tamamen. Bu süre bir ayda olabilir bir yılda. İhtiyacım var uzaklaşmaya. Ama yazmayı bırakmaya değil zaten beni dinlendiren yazmak. Bloga ara vermek yazmaya ara vermek değil kesinlikle. Blog, yazmama sebep değildir; yazdıklarım bloğa sebeptir. Blogdan öncede yazıyordum. Tamamen kapatsam bile yazı devam edecek Allah'ın izniyle.
  Son satırlara geçmeden bir konuya daha değinmek istiyorum. Aşk benim için yazıdır, yazmak ise aşkın en güzel zikridir. Blog ismimin bendeki anlamı budur. Bir türlü yazamadığım "Hakkımda" yazısı için planlıyordum bu satırları nasip değilmiş. Bu yazının nasibiymiş.
  Ayrıca sevgi üzerine çok değiniyorum. Beni böyle sevgi pıtırcığı, dünyayı güllük gülistanlık gören, dünyadan bihaber sanmasınlar. Elleri buz kesmiş birisinin bir insanın kalbini ısıtmaya çalışması ne zordur tahmin edemezsiniz. Sırf birinin kalbi ısınsın diye son sevgi kırıntılarını satırlara aktarmak zordur. İnsanlar çok akıllı zannediyor kendini. Yazılanın, söylenenin ardındaki manayı göremediğimizi sanıyorlar. Büyük yanılıyorlar haberleri yok. Ben hissetmiyor muyum kim ne düşünüyor, anlamıyor muyum zannediyorlar. Hislerim kuvvetlidir, az yanılmışımdır hayatımda. İnsanı yaşı değil yaşadıkları büyütür çünkü. Küçük olaylardan büyük dersler almak gerekir. Gerekir bunlar, gerekir ki yanlışlar doğruları göstersin. Neyin doğru olduğunu bilmiyorsanız yanlışlardan uzak durun bu sizi doğruya götürecektir.
  Kendini doğru sanan çok, bu sözlerimde onlara değil zaten. Kibirleri ile yüksek duvarlar örüyorlar kendilerine. Kendi gibi olmayanları aşağılıyorlar. Ama yıkılacak yüksek duvarlı şaton. Öleceksin. Ölümü öldüremiyor insanoğlu, çıkacaksın mahşer meydanına. Rabbim'den niyazımdır; o gün onlara tek bir soru sormak istiyorum. Demek istiyorum ki; elinize ne geçti, yahu ne geçti. Ne geçti de bu kadar tepelerden uçtunuz. Nerede o yüksek başlarınız, eğilmez duruşlarınız. Kim bilir cevap alırız. Cevap almaya gerekte kalmaz belki. Herkes hesabını verecek, cehennemde yanılacaksa da tek olmayacağımın o kadar farkındayım ki. Ne gam, ne keder, bize Allah yeter...
  Neyse ben size sonuç olarak bir süreliğine ara vereceğimi yazmak istiyorum. Tabi söylenecek olanları da söylemeyi ihmal etmeden. Kalbi çok güzel insanlar tanıdım. Onlar kim olduklarını çok iyi biliyorlar. Tıpkı benim bildiğim gibi. Adlarını yazmayacağım. Yoksa diğerlerinin de adını yazmam gerekir. Hani hayal kırıklığı olanların. Yazdıklarım, tüm satırlar sadece blog adına yazılmadı. Yazdıklarımla sadece bloğu kastetmiyorum. Destek olan kalbi güzel olanlar yolunuz ve kalbiniz daima açık olsun. Sevgiyle kelam edin. Rabbim sizlerden razı olsun.
  Ara vereceğim, belki tamamen bırakırım bilmiyorum, ne söylesem yalan olur. Gelen yorumları paylaşıp cevaplayacağım bunun dışında bir şey olmayacak. Ama tamamen kapatmaya karar verirsem "Ben De Gittim" başlıklı bir yazı ile veda etmek isterim. Daha yazılmadı sadece başlığı belli. Bu karar da aniden verilmedi. Bir hışımla yazmadım bunları. Kanayana kadar bekledim, insanlar tam manasıyla kanatınca yazıldı bu satırlar. Ve umudumu kıranlardan da Allah razı olsun. Çünkü umut edeceğimiz insanlar değildir, Allah'tır. İşte bunu hatırlattılar bana.
  Ne deyim ki ben fazlasıyla doğru olan bu dünyaya fazlasıyla yanlışım. Ben eski zamanın insanı, şimdiki zamanın tutsağıyım...
  Her zaman olduğu gibi sevgiyle kalın...
 "Aşkı Zikreden Yazar"