1 Mart 2017 Çarşamba

Ben De Giderim

Yazar Uyarısı: Herkesin okuması gereken bir yazı değildir. Sadece yüreğini açanlar okusun. Uyarıyı dikkate alın, almalısınız...

  
 
  Gitmek...Gitmek zordur şu hayatta. Bir kelime ama çok acı demek. Belki veda ama yeni başlangıçlara gebe demek. Vuslatı olmaz bazı gidişlerin bazı yürekler ayrılığı doğar. Hiç aklında yokken kalbine düşer ayrılık. Aklın kabul etmez. Kalp bavulları çoktan toplamıştır ama.
  Gitmek, devrim gibidir. İnsanı önce devirir. Sonra ayağa kaldırır. Yaralanan kalpten akan kanlar tecrübe adlı yaralar oluşturur. Yola çıkmak zordur, ya çıktığın yoldan vazgeçmek. Bazen vazgeçişler kazanmaktan zor olur. Dediğimiz gibi; "Bazen vazgeçmek kazanmaktan zordur."
  Ben ne zaman giderim? Gider miyim ki? Emin olun giderim. Şimdiye kadar ki gidişlerimin dönüşleri olmadı. Bu nedenle kolay kolay gitmem. Vazgeçmem. Kalbim direttikçe "Dur" derim, "Bekle" derim. Elimden, dilimden, kalbimden geldiğince ertelerim gitmeleri. Dönüşü olmayan gidişlerde ben yaralarımı iyileştiririm. Kalanlarda yapabilse bunu ne iyi olur.
  Ben bir  yerden sebepsiz gitmem zaten. Kalbim üşür evvela. Yalnız kalır kalbim, anlayanım olmaz mesela. Kolay mı sanki gidişler, kalanlar hep mi haklı?
  Haklı demişken blogda da çok haklı insan gördüm. Haklılığın çok farklı ifade edilişlerini gördüm. Çok şaşırdım. Sahi ben bu yanlış atfetmeleri çok yaparım. Farklı sanmıştım bloğu, insanların farklı görüşlere saygı duyacağını sanmıştım. Değişik aşağılama biçimleri okudum. Canımı acıtan ne oldu peki? Yazının bunlara alet edilişi. Oysa yazı ne naiftir. Parçalamak için değil, birleştirmek içindir.
  İnsanlar birbirini çekinmeden kırıyormuş meğerse. Kötülemek ne kolaymış. İnsanlar karşıdaki için ne kolay "Kötü" der olmuş. Mesela "Kötü insanlar neden var?", "Kötülük niye var?", "Savaşlar niye var?" diye çok sorular okudum, duydum. -Tüm yazdıklarım sadece blog için değildir.- Umarsızca soruluyor bu sorular. Ben evvela kendime soruyorum, "Büşra ne kadar iyisin?" diye. Biliyorum ki her şey birikimle büyür. Kötülükler birikir daha büyük kötülükleri oluşturur tıpkı iyilikler gibi. Yani demem o ki bir kötülük yaptıysam sisteme hizmet etmişim demektir. Belki virgülden sonra ki bilmem kaçıncı milyon sayı kadar etkim olsa da olmuştur. Ha, demiyorum ki aman sorma bu soruları. Tabi ki duyarsız olmayacağız. Ama ilk olarak kendi vicdanınızı duyun. Unutmayın bu kötülükler de vicdanını duymayan insanlar tarafından oluyor.
  Birde insanlar çok güzel eleştiri yapıyor. Bir bilgi; eleştiri sadece kötü anlamda olmaz. İyi-kötü eleştiri vardır. Ortak paydası da daha iyiye teşvik olmalıdır. Ama günümüzde bırakın kötü eleştiriyi aşağılamaya dönüştürdüler eleştirmeyi de. Canımı en çok yakan eleştirilere değinmek istiyorum.
  Müslümanlara yönelik olanlar en başta yer alıyor. Kalbimi kılıçtan geçiriyorlar sanki. İşin garibi de bunu yapanların yine Müslüman olması. Bakıyoruz hocalarımıza, imamlarımıza veya Din Kültürü öğretmenlerimize "İşte bunları gördükçe dinden soğuyorum, böyle Müslüman mı olur?" gibi eleştiriler yapılıyor.(Hadi eleştiri diyelim.) Kardeşim o kadar iyi biliyorsan o kadar mükemmelsen zahmet olmazsa çıkta sen bize bir göster nasıl Müslüman olunuyor diye. "Mükemmel olan Müslümanlar değil İslam'dır." bu hatırlatmada bizden gelsin. Eğer dinimiz insanlara bakılarak öğrenilecek olsaydı Kitabımız indirilmezdi. Rabbim en güzel şekilde bize dinimizi insanlardan öğreneceğimiz bir düzen verirdi. Yok mu Müslümanlığını kötüye kullananlar tabi ki var ama onlara bol keseden sallayanların onlardan pek farkı olduğunu görmedim. Zaten gerçek Müslüman kendini ispata uğraşmaz ve eğer sen okur öğrenirsen kimse seni kandırmaz. Kimden uzak duracağını bilirsin, en sonunda sen doğruysan zaten diğerinden Rabbim seni uzak eder. Ve ne diyor ilk emir "Oku" devam ediyor "Yaradan Rabbi'nin adıyla oku." Ve sen kardeşim Rabbi'nin adıyla oku ki farkın olsun.
  Çok kısa da şu inançsızlık meselesine değinmek istiyorum. Kimsenin inancına karışmam. Ama kimsede inanana ve İslam'a laf etmesin. Ben sana saygı duyuyorsam hakkettiğim saygıyı sen de göstereceksin. Ve inanmayan kardeşim inanmayarak Allah'ın yarattığı çemberin dışına çıkmazsın, senin inanmamanda O'nun varlığına delildir. Nasıl mı? Sen zannediyor musun ki Allah açlık hissini yaratmasaydı açlık hissedecektin. Bil diye yarattı, tokluğun kıymetini bil. Aynen bu nedenle inançsızlığı yarattı inananın değeri artsın diye. Ve üstünlük ancak Takvadadır. Yani Allah katında...
  Birde geçenlerde "Başörtü kamuya girdi artık galaksi keşfederiz." diye bir yazı okudum. Utandım ne söyliyim utandım. Anneme baktım babaanneme baktım, utandım. Kardeşim sen orada nasıl bir bağlantı kurdun bilmiyorum. Seni ne rahatsız etti bilmiyorum. Bilmeyi hiç istemiyorum. Haber vereyim uzay istasyonumuz kuruluyor. İnşallah bir de galaksi keşfederiz gönlün olur.
  Yani rahatsız olduğum eleştiriler derken bana yönelik olan eleştirileri kastetmedim. Çünkü ne kadar eksiğim ben de farkındayım. Hatırlatanlardan da Allah razı olsun. Zayıftır hafızalarımız kendimize yönelik konularda, bu yüzden hatırlatmak iyidir, iyi gelir hafızaya.
  Hafızaya iyi gelen bir eylem de okumaktır ve yapabiliyorsak yazmak. Yazmak insanı eğitir okumak gibi. Tıpkı aile gibi. Yazdıklarını okurken döner gerilere hafızanı tazelersin, geldiğin yere bakıp kendini ne kadar eğittiğini görürsün. Hadi kötü haber tellallığı yapayım; yazmanın da eğitemediği insanlar gördüm. Ne müthiş bir hayal kırıklığı. Daha güzel kırılamaz ancak bu kadar güzel kırılabilirdi hayallerim.
  Yazmak ne zamandır can yakmak, aşağılamak oldu bilmiyorum. Ben çok geç farkına vardım anlaşılan. Bunu da benim aşırı derece iyi düşünme isteğime verelim. Olsun farkına vardık nihayet. Yazdıklarımla hiç bir zaman kırmak istemedim kimseyi. Kırdığımız varsa özür dileriz. Biz özür dilemeyi de biliriz. Eğer kırılan varsa açık yüreklilikle söylüyorum kendinde arasın sorunu. Diyeceksiniz "Peki niye özür diliyorsun?" Çünkü herkes kendine yakışanı yapar bu hayatta.
  Hayat seni sen yapar. Neysen ona dönüşürsün. Gidişler yaralar ve sağlamlaştırır tıpkı kalışlar gibi.
  Uzun ettim lafı farkındayım. Peki gitmek kısa bir eylem mi ki, gitmeye yazılan kısa olsun. Ben bir süreliğine gitmeye karar verdim. Belki bir süreliğine belki tamamen. Bu süre bir ayda olabilir bir yılda. İhtiyacım var uzaklaşmaya. Ama yazmayı bırakmaya değil zaten beni dinlendiren yazmak. Bloga ara vermek yazmaya ara vermek değil kesinlikle. Blog, yazmama sebep değildir; yazdıklarım bloğa sebeptir. Blogdan öncede yazıyordum. Tamamen kapatsam bile yazı devam edecek Allah'ın izniyle.
  Son satırlara geçmeden bir konuya daha değinmek istiyorum. Aşk benim için yazıdır, yazmak ise aşkın en güzel zikridir. Blog ismimin bendeki anlamı budur. Bir türlü yazamadığım "Hakkımda" yazısı için planlıyordum bu satırları nasip değilmiş. Bu yazının nasibiymiş.
  Ayrıca sevgi üzerine çok değiniyorum. Beni böyle sevgi pıtırcığı, dünyayı güllük gülistanlık gören, dünyadan bihaber sanmasınlar. Elleri buz kesmiş birisinin bir insanın kalbini ısıtmaya çalışması ne zordur tahmin edemezsiniz. Sırf birinin kalbi ısınsın diye son sevgi kırıntılarını satırlara aktarmak zordur. İnsanlar çok akıllı zannediyor kendini. Yazılanın, söylenenin ardındaki manayı göremediğimizi sanıyorlar. Büyük yanılıyorlar haberleri yok. Ben hissetmiyor muyum kim ne düşünüyor, anlamıyor muyum zannediyorlar. Hislerim kuvvetlidir, az yanılmışımdır hayatımda. İnsanı yaşı değil yaşadıkları büyütür çünkü. Küçük olaylardan büyük dersler almak gerekir. Gerekir bunlar, gerekir ki yanlışlar doğruları göstersin. Neyin doğru olduğunu bilmiyorsanız yanlışlardan uzak durun bu sizi doğruya götürecektir.
  Kendini doğru sanan çok, bu sözlerimde onlara değil zaten. Kibirleri ile yüksek duvarlar örüyorlar kendilerine. Kendi gibi olmayanları aşağılıyorlar. Ama yıkılacak yüksek duvarlı şaton. Öleceksin. Ölümü öldüremiyor insanoğlu, çıkacaksın mahşer meydanına. Rabbim'den niyazımdır; o gün onlara tek bir soru sormak istiyorum. Demek istiyorum ki; elinize ne geçti, yahu ne geçti. Ne geçti de bu kadar tepelerden uçtunuz. Nerede o yüksek başlarınız, eğilmez duruşlarınız. Kim bilir cevap alırız. Cevap almaya gerekte kalmaz belki. Herkes hesabını verecek, cehennemde yanılacaksa da tek olmayacağımın o kadar farkındayım ki. Ne gam, ne keder, bize Allah yeter...
  Neyse ben size sonuç olarak bir süreliğine ara vereceğimi yazmak istiyorum. Tabi söylenecek olanları da söylemeyi ihmal etmeden. Kalbi çok güzel insanlar tanıdım. Onlar kim olduklarını çok iyi biliyorlar. Tıpkı benim bildiğim gibi. Adlarını yazmayacağım. Yoksa diğerlerinin de adını yazmam gerekir. Hani hayal kırıklığı olanların. Yazdıklarım, tüm satırlar sadece blog adına yazılmadı. Yazdıklarımla sadece bloğu kastetmiyorum. Destek olan kalbi güzel olanlar yolunuz ve kalbiniz daima açık olsun. Sevgiyle kelam edin. Rabbim sizlerden razı olsun.
  Ara vereceğim, belki tamamen bırakırım bilmiyorum, ne söylesem yalan olur. Gelen yorumları paylaşıp cevaplayacağım bunun dışında bir şey olmayacak. Ama tamamen kapatmaya karar verirsem "Ben De Gittim" başlıklı bir yazı ile veda etmek isterim. Daha yazılmadı sadece başlığı belli. Bu karar da aniden verilmedi. Bir hışımla yazmadım bunları. Kanayana kadar bekledim, insanlar tam manasıyla kanatınca yazıldı bu satırlar. Ve umudumu kıranlardan da Allah razı olsun. Çünkü umut edeceğimiz insanlar değildir, Allah'tır. İşte bunu hatırlattılar bana.
  Ne deyim ki ben fazlasıyla doğru olan bu dünyaya fazlasıyla yanlışım. Ben eski zamanın insanı, şimdiki zamanın tutsağıyım...
  Her zaman olduğu gibi sevgiyle kalın...
 "Aşkı Zikreden Yazar" 


22 Şubat 2017 Çarşamba

Gökyüzü'nün Çocukları



  Çocukluk aitliktir. Bir çocuk anılara aittir en çok. Toprağın yağmur sonrası kokusuna, oyunların en heyecanlı anına aittir. Bir çocuk en çok gülümseyişe, evrenden büyük bir kalbe, bir çocuk saf temizliğe yakışır. Ve her çocuk Gökyüzü'nün Çocuğudur en çok. 
  Bilirim çocuklar kadar bakmaz kimse Gökyüzü'ne. Gökyüzü dargın olduğu kadar dargın değildir kimseye. Çocukları hatırlayın başları hep yukarıdadır. Çünkü alışkındır Gökyüzü'ne o başlar.
  Bilmem ki bileniniz var mı; bulutları bir şeylere benzetme oyunu vardı. Bu oyunun bir adı yoktu ama hep oynardık. Biz çok severdik, anlam yüklerdik bulutlara. Oohohohoo ne anlamlar çıkmazdı ki. Ejderhaların olmadığını kim söylemiş. Hadi oradan! Belli ki hiç bulutlara bakmayanlar söylemiş. Mesela biz göre bir çocuk Gökyüzü'nde olabilirdi. Bir kedi, köpekten kaçıp Gökyüzü'ne sığınmış olabilirdi.
  Bize göre olabilirdi bunlar ama ne mutluluktu çıkan anlamlar. Hele ki bulutların hareket ettiğine şahit olduğumda ki mutluluk görülmeye değerdi. Biz Gökyüzünün Çocuklarıydık. "Dık" diyorum çünkü zaman acı bir biçimde ne zamandır Gökyüzü'ne bakmadığımı fark ettirdi. Daha doğrusu bulutlara uzun süredir anlam yüklemiyordum. Bakıyordum ama bana ne anlattıklarını düşünmüyordum.
  Nasıl bir acı hissettim, anlatamam. Yaşayan bilir, sisteme boyun eğmektir bu. Ya Gökyüzü dargın mı bana. Halbuki sıcak yaz gecelerinde izlerim yıldızları. Daha güzel bir seyirlik var mıdır ki? Yağmur sonrası toprak kokusunu hâlâ çok seviyorum. Çocuk yanım benim geçmiş kokuyor. Çocukluk Treni bir kere ömürden geçiyor.
  Çocukluk Treni öyle bir tren ki tek bir hakkın oluyor. Bu trenin seferlerini sormayın hiçbir tren garından, bulamazsınız...
  Boşuna da aramayın çünkü bir daha ne o dönecek size, ne siz yakalayabileceksiniz onu. Ama hep çocuk yanınızı korursanız o trenden hiç inmeyeceksiniz. Ölüm sizi yakalayana kadar siz saf sevgiyi hep yakalayacaksınız.
  Peki kaçıranlar ne yapacak? Çoğalmayacak mı asık suratlar. Gökyüzü'nün Vefa Bilmez Çocukları artmayacak mı? Hani diyorum. Belki Çocukluk Treni'ndeki birine refakat edersiniz. Hani olur ya; çocuk tarafınız başarır bir çocuğun gözlerini yakalamayı. Ama bu çok zor. Çocukluğunu kaybedince bulmak çok zor. Çünkü kaybınız içinizde oluyor. Ve siz kendi labirentinizde tekrar tekrar kaybolabilirsiniz. Bilmiyorum işte küçük bir hatırlatma benimkisi sadece...
  Beni mi soracaksınız? Ben çocukluk treninden zorla indirilmeye çalışılan birisiyim. İnanın bu çok zor oluyor. Trende kalmak için çabalıyoruz. Çabamızın adı da "Delilik" oluyor. Ama biz sadece gülüyoruz. Yani bizim birden bire mutlu olup, birden bire üzülmemize siz depresyon diyorsunuz; biz yaşam belirtisi diyoruz...
  Tek borcum var şu hayatta o da Gökyüzü'ne. Ne acıdır; "En son Gökyüzü'ne bakıp bulut oyununu oynadım?" diye sormak. Ve kocaman bir sessizlikle kendine cevap verememek. Gökyüzü kırgın bana, dargın. Biliyorum ne hayallerim var saklı bağrında; kimseye anlatmadığı. Yağmur olup yağsa dahi kimseye fısıldamadı ona anlattıklarımı.
  Maviliği kucakladı bizi. Alabildiğine mavi, alabildiğine vefaydı Gökyüzü. Yastıktı bulutları. Ah şu yağmurları ne güzeldi sırılsıklam olması. Kimsenin sıcaklığını görmedik, güneş ısıttı kalbimizi. Bu yazı sana borcumdur Gökyüzü'm. Affet çocuklarını. Ve hayalimdir sana dokunabilmek. Sanki şeffafsın hayalimde, öyle bir hissim var. Ama hayal işte. Ve bunu sen çok iyi biliyorsun. Bu bütün çocuklarının hayalidir.
  Affet bizi. Yapılan kötülükleri gecene gizliyorlar. Halbuki senin gecende aydınlığı göremiyorlar. Ama ne tuhaf değil mi; sabahları da Gökyüzü'ne bakmıyorlar. Herhalde kalplerine geceyi çağırıyorlar. Yani işlerine geldikleri gibi kullanıyorlar gündüzü ve geceyi.
  Böyledir işte sancılıdır çocukluğu bırakmak. Ve imkansıza yakındır kaybedilen çocukluğu bulmak. Yazdıklarım yetersiz belki; Gökyüzü'nün Çocuklarını ve Gökyüzü'nün Kayıp Çocuklarını anlatmaya. Gökyüzü'nün kelimelerini bilsem belki daha iyi anlatırdım.
  Bildiklerimi yazmaya çalıştım. Neylersiniz dünya kelimeleri bilineni bile yazmaya yeterli değil.
  Bildiğim kelimelerle özür diliyorum senden Gökyüzü. Sana bakmadıkça kapkara lekeler oldu kalbimizde. Ne yazık ki bizim senin gibi aydınlatacak yıldızımız yok. Bir döngüye sahip "Ay"ımız yok. Sende tüm sonsuzluğunla affet bizi.
  Böyle işte Gönüldaşlar, hayat Gökyüzü'nün Çocuğu olmakla Gökyüzü'nün Kayıp Çocuğu olmak arasında gidip gelir. Dengesi olmaz bu düzenin birine ait olmayı bileceksiniz. Çünkü yaşam başka türlüsünü kabul etmez. Bahaneleriniz olmasın hayatta, ya kayıplarınız olsun ya kazandıklarınız . Hatta vazgeçerken bile bahaneniz olmasın hayatta. Böyle olması gerektiği için vazgeçin. Bazen vazgeçmek kazanmaktan daha zordur. Nefsinize yenilmeyin, siz nefsinizi yenin.
  Gökyüzünü hatırlayın, gökyüzüne baktıkça soluğunuzla içinize kaçan sonsuzluğu tadın. İçinize mavi kaçsın. Ve Gökyüzü'nün Çocukları yada Gökyüzü'nün Kayıp Çocukları unutmayın; "Kaybetmek iyidir, kazanmanın lezzetini öğretir."
  Sevgiyle... 
 
 
"Aşkı Zikreden Yazar"  


17 Şubat 2017 Cuma

Her Deli Yazmaz Ama Her Yazar Delidir

 Sabahlara uyanmamak, gecelere uyumamak; benim gibi bir adama mı özgüdür. Sabahları ağzında kesif bir sigara tadıyla uyanmayı bir ben mi bilirim. Damağımda bir hissizlikle uyanıyorum her sabah. Bildiğim kadarıyla sigara yüzünden. Öyle bir tatsızlık oluyor ki ilk dişlerimi fırçalıyorum. Macunun tadını almak rahatlatıyor beni. Biraz peynir atıyorum ağzıma sonra. İşte o zaman damağımın tadı geliyor. Bilmediğim kadarıyla da yaşadıklarımdan bu tatsızlık. Bunun için ne yapacağımı ise bilmiyorum. Zaman makinesi olsa yapar mıydım, yapmazdım. Çünkü bu insanlar bir yolunu bulur, zaman makinesini bile mahvederdi. Yani onunda dolandırıcılığı olurdu. Bilmediklerime bir şey yapmayalım o yüzden, geçelim...
  Geçelim dedim de bırakmalı mıyım sigarayı? Sigaranın edebiyatı var bana göre. İçki içmiyorum, o yüzden içkinin edebiyatı olmaz. O da bana göre tabi. Sigara böyle kendini yavaşça zehirlemek gibi. Her gün biraz daha zehir. "Her gün biraz daha zehir, yaşamı yaşanılır hale getirir." bu da yeni sloganım. Şimdi yazarken buldum. Bir kitabım var sigara üzerine. Tam 365 sayfa. Neden içtiğimi yazdım; olaylar örgüsü içinde. Kitabın sonuna da "Bütün yazdıklarım içme sebebimdir. Yazmadıklarım ise içilmemesi için gerekli sebeplerdir. Onu da sigara içmeyenler yazsın, bekliyorum." yazdım. Hâlâ bir cevap gelmedi yani bekliyorum. Peki niye bırakmıyorum sigarayı? Ben bir şey beni terk etmeden bırakamam. O terk etmeli ki bırakabileyim. Mesela sigarayı bıraktığım yerde bulamazsam, içmem. Bir süreliğine terk etti demek beni. Sorun değil gelmesini beklerim. beklerim ben ve beklediklerimi yazarım.
  Şu an 56 yaşında yalnız bir adam olarak, beklediklerimi yazıyorum. Hayat beni beklemeye almış. Şu beklentiler arasında bir kızım olsun isterdim. Saçları şiirden, gözlerinin hikayesi olan ve hayatı kocaman bir roman. Güneş saçlarını farklı renklere boyasın, yağmur  yaşları olsun yüzünde göz yaşları yerine, isterdim bunları. Şimdi soracaksınız "Evlendin mi?" diye. 56 yıllık ömrümde evlenmiş olabilirim. Ama aşık olduğuma eminim. Saçları şiirdendi, ne yazık ki hikayemiz roman olamadan yarım kaldı. İçimi yakansa hikayesine olmayacak bir adam aldı. Ve vasat dahi denilemeyecek bir roman çıktı ortaya. Yüzünü gözyaşları ıslattı. Ne yapabilirim dediğim gibi bırakmam için terk edilmem gerekirdi. Oysa basit bir terk edilme olmadı. Kimsesiz oldum ben. Şimdi soruyorum size ben evlenmiş miyimdir? Siz verin cevabını.
  Düzenli şeyler var hayatımda. İki sadık olanım var mesela. Kitaplar ve değerli okurlarım onlar tabi ki. İnanmazsınız ama okurlarım gelip evimde kalır. İmza günlerinde ben de onlara misafir olurum. Evimi şenlendirirler, yaşanmışlıklarımın arasına bir nebze yaşam karışır. Hepsi evlatlarım ama aralarında büyüklerim ve ahbaplarım var. Ve genellikle gençler bana nasıl bir insan olalım der. Cevap hiç değişmez "Benim gibi olmayın yeter." derim.
  Kitaplarım, benim güzel kütüphanem! Nefes aldığını duyarım bazı geceler. Kağıtların sesi, kelimeleri dolar geceye. Hiç terk etmediler beni. Hele kokuları, oksijenden kıymetli gibi. Bazen kızdığım zamanlarda; "Sizin de ayaklarınız olsa sizde terk ederdiniz beni." diyorum. Ederler miydi? Hayatı terk edilmişliklerle dolu bir insanın tüm samimiyetiyle söylüyorum ki "Terk edilmezlerdi." Kokularından bilirim vefakardırlar.
  Ve yazdığım karakterler var. Onları özgür bırakırım hep. Aranıza karışırlar, haberiniz olmaz. Sonra misafir olurlar, dedikodunuzu yaparız. Öyle kendimizce muhabbetlerimiz. Onlar benim parçam. Anlaşamadığımız zamanlarda oluyor. Beğenmiyorlar beni, yalnızlığımdan dem vuruyorlar. Bilmiyorlar ki yalnızlığım olmasa onlarda olmazdı. Ama bozmam onları hiçbir zaman. Başına gelenlerden Allah'ı suçlayan insan var. Halbuki kalpleri kadarlar. Kalplerinin ekmeğini yiyorlar. Bir yazarında dediği gibi "Herkes kalbinin ekmeğini yer, lezzetinden şikayet eden varsa önce kendi kalbini temizlesin." Durum bir çoğumuz için bundan ibaret. O yüzden karakterlerime bir şey demiyorum. Zamanın ateşinde pişecekler.
  Böyle işte biraz deli, biraz yazarım...
  Bu cümleden ibaretim. Ailemi mi soracaksınız? "Bir ton ton annem var kokusu huzur olan, bir babam var ki sakalları tecrübe olan. Bir de kız kardeşim var, işte o benim iyi yanım." bunları yazmayı çok isterdim. İsterdim böyle bir ailem olsun. Ama dedim ya terk edilmişim diye. Bu benim suçum değil biliyorum. Ama bildiklerimiz bazı acıları hafifletmiyor. Bazı acılara kabuk bağlatmıyor.
  Daha gencim, 56 yaşındayım. Belki ailemi bulur, belki hikayemizi tamamlar roman yaparız. Yaşayacaklarım ve yazacaklarım çok daha.
  Yazanlar da çok. Ama çoğu delirmemiş. İçlerinde sağlam delilerde var. İşte onlar sağlam yazanlar. Kızmasınlar bana delirdiklerinde asıl şimdi yazmaya başladıklarını anlayacaklar. Ben biraz deli, biraz yazarım. Sakın beni mutsuz sanmayın. Kırılan insanın kırıklarından acı sızar. Benim sızılar okyanus kurma peşinde. Bilmem ki günün birinde bir atlasta "Sızılar Okyanusu" diye adımız olur mu?
  Mutlu insan; kendini kandırmayan insandır. O yüzden kendimi kandırmıyorum. Yani mutluyum. Mutlu şeylerde yazarım, diyorum ya "Gencim yazacaklarım ve yaşayacaklarım çok." diye.
  Gece olmak üzere, dışarı da kar var. Ben dünyada bir yerlerden yazıyorum. Ve ben yaşlı bir adamım yoruldum. Unutmayın: "Her deli yazmaz ama her yazar delidir." Deli yazarlara, yazan delilere selâm olsun. Ve aklınızda bulunsun; "Biz deliyiz, diğerleri sadece sisteme boyun eğip akıllı taklidi yapanlar..."
 
"Aşkı Zikreden Yazar"
 
(Yazmak, mutlu olmak benim için yazdıkça mutlu oluyorum. Blogumda yazdıklarım benim çakıl taşlarım. Roman ise benim için her şeyiyle tamamlanmış ve nefes alan insanların yaşadığı bir ev. Ben evim için çakıl taşları biriktiriyorum. Hikaye denemeleri yaparak duvarlarını örmekteyim. Bir gün inşallah penceresinden bakıp insanları inceleyebileceğim.
Yazdığım içinse küçük bir karakter yazmaya ısınma turları diyebiliriz. Belki günün birinde elinizdeki kitabın baş karakteri olacak Deli Yazar'ımız. Önü açık gibi duruyor. Ne dersiniz?😊😊 Bu arada sigara içmiyorum. Ama yazarken böyle bir adamın varlığına inandım. Böyle yazdım. Sigara içmesem de tasvirlerime inandım. Çevremde sigara içen, yani yazılarımı okuduğum-sigara içen-biri olmadığı için o yüzden soramadım; oldu mu diye...Delilik bunu gerektirir, deli hissetmeyi. Belki neden içmemeli diye bir cevap yazısı yazarım. Deliliğin bir sınırı yok ne de olsa. Delirecek kadar akıllı olun, gerisi hallolur. Sevgilerimle...😉😉💓)

15 Şubat 2017 Çarşamba

#Mim Hayaller hayaller!



  Mimleri çok sevdiğimi söylemiş miydim? Çok seviyorum, belki de bu röportaj okumayı da çok sevmemden geliyor. Mesela bir oyuncu ya da bir yazarı araştırmak istersem röportajlarını okurum hep. Çünkü soruların cevapları iç dünyamızın fısıltıları oluyor. Ve çok güzel bir mim var karşımızda. Beni mimleyen Sevgili Berikanın Günlüğü'ne çok teşekkür ediyorum. Onun cevapları da çok güzel, eğer merak ederseniz bir ziyaret edin bloğunu.
  Geçelim benim cevaplara;
 
1) Hayal kurmaktan hoşlandığınız yer ya da zaman dilimi var mı?
 
  Hayal kurma konusunda üst düzey yetenekli olabilirim. Bir otobüsün camına başımı koyduğum anda, yastığı başımı koyduğum zamanlarda hemen hayal kurabilirim. Hatta uyumak için masal okunan bir çocuk olmadım. Şimdi iyi ki de öyle olmuş diyorum. Çünkü çok fazla masal okumak, hani bilim kurgu tarzı oluyor ya onlar hayal dünyasını öldürebilir. Tabi bu bana göre. Eğer bir gün anne olursam çocuğumla beraber hayal kurarım uyumadan önce. Kitap okuma alışkanlığını tabi ki kazandırmak isterim bu ayrı. Ama okuduğu kitapları canlı bir hayal gücüyle okumalı zannımca. Yani illa ki sınırlandırdığım bir zaman ya da mekan yok. Biz Her de Hayal Kurarız...😉😉😉
 
2) En çok neyin hayalini kurarsınız?
 
  Kitaplarla ilgili bir hayalim var. Yazar olmanın dışında bir şey bu. Bir gün gerçekleştirebilirsem inşallah sizlerle de paylaşmak isterim.
 
3) Şimdiye kadar çok hayalinizi gerçekleştirdiniz mi?
 
  Ah çoğu gerçekleştirme aşamasında. Başardıklarım ayrı, hayallerim ayrı yapacak bir şey yok.  Bekliyoruz ve hayatımızı hayallerimize göre şekillendiriyoruz. Yani hayal kurup neden olmadı diye ağlamak yerine, nasıl gerçekleştirebilirimin derdindeyiz...
  Ama şunu söylemem gerekir ki blog açmak hayallerime giden yolda canlı bir adımdır. Adımımı güzelleştiren ise sizlerin düşünceleri olacak. Ama kimsenin düşüncesi ne ilerlemem için ne durmam için etkili olabilir. Çünkü inanırım ki ilerleten ve durduran bizler değiliz. Destek ya da köstek olabiliriz. Hayatta insanlar genellikle köstek olur, bizim farkımız olsun; destek olalım...
  Ve beni blog açma konusunda yüreklendiren Gönüldaş'ıma çok teşekkür ederim. O kendini biliyor, hayatta tanıdığım nadir kalbi güzel insanlardandır.

4) Henüz gerçekleşmemiş ama ileride gerçekleşecek dediğiniz bir hayaliniz var mı?
 
  İnşallah gerçekleşecek dediğim, uğraştığım bir hayalim tabi ki var. Olmaz mı hayal kurmazsak nasıl yaşarız? İnşallah günün birinde adımın önünde Yazar-Şair ibaresini görmektir hayalim. İşte beni çok heyecanlandıran dünyada doldurmam gereken boşluk olduğuna hayalimdir bu. Çünkü bende insanların hayata küçük ya da büyük bir boşluğu doldurmak için geldiğine inanırım.  
 
  Geldik bir mimin sonuna daha, yenilerinde görüşmek üzere. Kimler mi yapsın, bu mimi çok sevdim okuyan herkes yapsın. Özellikle benim Sevgili Gönüldaşlarım yapsın. Ve yapanların cevaplarını okumayı istiyorum. Sevgilerimle...

(Biraz geç yayınladım mimi çünkü yazılarımı çok sık bir şekilde paylaşmayı sevmiyorum. Blogun da dinlenmesi gerektiğine inanıyorum.)

13 Şubat 2017 Pazartesi

Gün Gelir Kelimeler Olur Celladın


  Bazen kalemim defterin başında kimsesiz gibi. Bende yabancı kalıyorum ona. Çünkü ne yazacağımı bilmiyorum. Sanki kelimelerim kayıp, sanki yabancıyım kağıda, kaleme. Gülüşlerim kırık gibi bu günlerde. Sevinçlerim kursakta kalmış yarım. Kar mı dondurdu acaba hislerimi, yoksa yüreğim mi yaşıyor kışı.
  Kim anlıyor tam olarak diğerini? Ya beni anlayan oldu mu? Kalbimi tam manasıyla gören. Kalbimin acıdığını hissediyorum. Yaralanmış olmalı, sahi kaçıncı yara bu? Saydım mı? Saymam, sanırım sayıların sonsuzluğunca kırıklarım. Yaşım erken daha, sonsuz kırıklar devam edecek yani. Yook kendimi kandırmak gibi bir durumum yok, olmayacakta. Gerçekçi olmalıyız. Hayat, daha doğrusu insanlar canımızı acıtacak kadar gerçek.
  İnanın söz çok yaralayıcıdır. Bir insanın ağzında öldürücü bir silaha dönüşebilir. Ve o insan silahını hiç düşünmeden kullanır. Öldürmez yaralı bırakır. Ama bilmez ki zamanı gelince kendi kelimeleri onun celladı olacak. Azap edecek her gün. Ben hiç bir şey yapmayacağım. Yani yapmama gerek kalmayacak. Hayat kesecek yaptıklarının biletini. Kendi kelimelerinden bir otobüste azaba yolculuk edecekler.
  Ilımlı bir insan oldum hayatımda. İnşallah devamında da böyle olurum. Ağır kelimeler ediyoruz çünkü düşünmüyoruz. Beyni paslı çoğu kişinin. Kendine hizmet eden düşünceleri olanların ki ise bir imalat hatası gibi duruyor. Daha doğrusu zorla bozuyorlar beyinlerini. Bozuk beyin kalbe yanlış olanları iletiyor. Kalp kabul etmeyip geri bildirim gönderiyor. Beyin anlamıyor onu, kalp kırılıyor. Hasarlı bir beyin kırık kalp oluyor insanda. Kalbinin kırıklığı umurunda değil, kalpsiz olarak yola devam ediyor.
  Ah birde sevdiklerimin canını yakmıyorlar mı sözleriyle. Başka acıyor canım. Yaralı bir hayvan acı çeker ya o şekil oluyorum. Acım anlaşılmıyor, ses geliyor ama demek istediklerim, dediklerim dünya üzerindeki dillerden olmuyor. Sonuç, anlayan yok.
  Hayat bir yolculuk. Zor bir yolculuk, mevsimin bir düzeni yok. Aylar kaç gün anlaşılmıyor. Mesela her gün 24 saat olmuyor. Bazı günler asır gibi. Bazı yıllar bir gün gibi geçiyor. Havanın ne zaman kararacağı belli değil. Bazen günler hep gece olarak geçiyor. Geçiyor öyle bir geçiyor ki; şarap yapılmaya hazırlanan üzümler gibi ayaklar altına alıp geçiyor.
  Zaman hoyrat bir at gibi. Ne vakit hırçınlaşır kestiremiyoruz. Vücudum zamanın yaralarıyla dolu. Her tarafından zaman akıyor. Pansuman yapamıyorum. Tutamıyorum akan zamanı. Su gibi akıp geçtiği, katılaşıp dağ gibi geçilmez olduğu da oluyor. Oluyor bunlar, ölüyor kimileri. Ah şu dünyanın düzeni, doğuyor kimileri. Ya yaşayanlar, ölmek için yaşamalı. Halbuki tam tersini yaparak yaşıyoruz, daha da yaşamak için yaşıyoruz.
  Kimin yaşamını yaralayıp yaşadığımız önemli olmuyor. Vampir gibi yaşamları emiyoruz. İnsanız ya, vay be hakikaten bayağı insanız. Üzgünüm ama bayağılaştınız.
  Öyle haberler görüyorum ki. Yahu diyorum kelime yeter mi anlatmaya. Bir şey demeye var mı kelimen Büşra diyorum. Ne derim görsem acılara maruz kalanları. Üzgün olduğumu mu, hatalarının olmadığını mı? Geç geç Büşra "Bekleme Yapma" açıkçası. Sus, susmalısın belki de. Konuşman gereken yer, insan olman gereken yer.
  Ha birde bunları da siyasete bağlayanlar var ya. Yani size varda diyeceklerim; boşuna insanların gözlerini yorup, haklarına girmeyeyim. Siyaset, her şey siyaset. Açıkçası siyaset yapacak olsam siyaset okurdum. Öyle konuşurdum bu kadar bilmişçesine. Konuşmanın kolay olduğu şu dünya da bir şeyler yapar öyle konuşurdum.
  Ah şu kalem var ya niyeti kalem etmek. Neler yazdırdı bana, ne kelamlar etti? Var olsun kalemimiz. İnancım odur ki doğruları yazdırsın. İsteğim odur ki; adalet terazisi vicdan hep canlı olsun. Yazacağım odur ki; kalp beynin öğretmeni olsun. Temennim odur ki; beyinle kalbin alışverişi sağlıklı olsun.
  Gönüldaşlar, şu hayatta sağlıklı olması gereken bir şey varsa gönlümüzdür. Bolca sevgiyi, kocaman gülücüğü, iyi sözü, umudu eksik etmeyin. Acılar olacak kandıramam ne sizi ne kendimi. Yalnızlığınızı da sevin bana sorarsanız. Sormazsanız da kaliteli kalabalıklarınız olsun. Yalnızlığı seviyorum, yalnızın Rabbi olsun, kalabalığın boş gürültüsünden kim korkar.
  Gönlünüzdeki sevgiyle kelam edin, kırmasın kelimeniz. Kelimelerinizden sevgi kaleleri inşa edin, kırmasın kimseyi. Acı gülüşlere, güçlü bir gülücük savurun. Unutmayın  "Gün Gelecek Celladınız Olacak Kelimeleriniz" ona göre kelam edin...
  Sevgiden geldiniz, Sevgiyle var olun...
 
"Aşkı Zikreden Yazar"  

12 Şubat 2017 Pazar

1 Adet "Mim Davetiyeniz" Bulunmaktadır!

 


 Sevgili Mcdrgnn mimlemiş. Hani posta kutusunda bir haber bulursun ya öyle mutlu oluyor insan mimlendiğini görünce:)) Çünkü sana sorulanlar var, cevaplayıp postaya veriyorum, hemen :)))
Bu arada Mcdrgnn blogda tanıdığım güzel kalpli bir blogger arkadaşımız. İyi ki tanımışım, güzel öğretmenimizin öğrencileri çok şanslı. Sevgiler canım, sana ve öğrencilerine...:))
  Geçelim cevaplara,

1) Sihirli bir deneğin olsa hayatın da hangi anı değiştirmek isterdin?
 
  Değiştirmek istediğim bir an yok. Hayatımızda olanların hep olması gerektiği şekliyle olduğuna inanırım. Demek ki en doğrusu en hayırlısı buydu ki böyle oldu. Belki beni kaderci olarak nitelendirebilirler ama benim inancım bu şekilde. Dua etmeyi bil, duan varsa Duyan'da vardır unutma...

2) Küçükken büyünce ne olmak isterdin, neden? Şu an mesleğin ne?

  Küçükken ilkokula gittiğimiz zamanlarda yani öğretmen olmak isteğimi söylerdim. Tabi sınıfta ki herkeste. Sonra ki zamanlarda öğretmen olmak istemediğimi anladım ve ne olmak istediğimi sorguladım. Şu an Harita Teknikeriyim. Kpss'den yeterli puanı aldım, atamaları bekliyorum. Ama artık ne olmak istediğimi çok iyi biliyorum. Yazar olmak istiyorum hatta başarabilirsem Yazar-Şair. Biliyorum ki yazmak benim dünyadaki anlamım.

3) Burçlara inanır mısın? Burcunun özelliklerini taşıyor musun?

  Burçlara inanırım ama sadece özellik olarak. Hani şu yıl şöyle geçecek, bugün dikkatli ol, aman seyahat etme, yıldız falı tarzı olanlarına inanmam. Dediğim gibi burcun belli başlı özellikleri vardır ya ona inanırım. Aslan burcuyum ve tam bir aslanım diyebilirim. Aslında sakinimdir ama sinirlenince öfkem beni bile bazen korkutur. Kolay kolay sinirlenmem yalnız. Sakinliğimi korumaya çalışırım. Beni en çok öfkelendiren ise insanların canımı yakmak için söylediği sözlerdir. Birde dış görünüş olarak soğuk durduğum söylenir, kibirli duruyormuşum, sert mizaçlı olmamdan belki. Zaten tanıdıktan sonra hiçte öyle değilsin sözlerini çok duydum. Buradan da aslan burcu olanların kibirli olmadığını söylemek isterim. Kibir bir kere Müslümana yakışmaz zaten :)) 

Cevaplarken çok keyif aldım, Sevgili Mcdrgnn çok teşekkür ederim...

Bende Sevgili Acemi Demirci, Bayan Hohori, Ece Evren, Sessiz Kaldım mimliyorum. Ve onların cevaplarını da merakla bekliyorum...😊😊😊

10 Şubat 2017 Cuma

"Satır Arası" Mim 3

  Sevgili Ece Evren  Ablamız beni mimlemişti. Ama bazı yoğunluklardan dolayı yapamadım mimi. Kusuruma bakmaz inşallah. Ve ona buradan teşekkür ediyorum. Çünkü mimleri cevaplamayı da okumayı da çok seviyorum. Geçelim cevaplara...

  1) Bugüne kadar bloğuna gelmiş, seni en çok etkileyen (hayal kırıklığına uğratan yada çok mutlu eden yorumu paylaşır mısın?
 
  Aslında bütün yorumlara çok önem veriyorum. Çoğu da beni mutlu ediyor. Ama bir yorum paylaşayım yine de hatırımda kalan ve benim de yazma amacımı çok güzel anlatan. Sevgili Deryada Damla 'nın yorumunu aynen paylaşıyorum;

  "Dilerim ki nsanlarin hep yasayacak hayalleri olsun. Senin gibi duyarli genclerin varligi icimizdeki umudu yesertiyor. Emegine saglik."

2) Okuduğunda seni günlerce etkisi altına alan kitap var mı? Varsa hangisidir? 
 
Aslında daha o kitabı bulduğumu düşünmüyorum. Ben bir kitabı bitirdikten ya da bir filmi izledikten sonra tekrar tekrar başa alır oynatırım. Düşünürüm bir süre çevredekilere de düşüncelerimi aktarır, onları biraz bıktırırım 😊😊 Ama şimdiye kadar okumaktan en keyif aldığım kitap Sinan Yağmur'un "Aşkın Gözyaşları-Şems-i Tebrizi" kitabıdır. Hatta Şems-i Tebrizi'yi tanımayı çok isterdim. Ve beni bir kitabın etkilemesi için rant kaygısı olmadan, insanlara bir şeyler öğretmek, bilinçlendirmek amacıyla yazılması yeter.

3) Hayatında dönüm noktası olduğuna inandığın bir gün, an ya da yıl var mı?
 
  Böyle bir gün de yok yani benim hayatımın dönüm noktasıdır dediğim bir zaman olmadı. Hayatta gözümüzü açtığımız her gün dönüm noktamızdır bana göre. Bir gün daha belki bahşedildi sana, bilmediğin ölümüne kadar yaşa. Güzel yaşa...
  Ama illa bir cevap vermem gerekirse yazmaya başladığım gün diyebiliriz. İki yıl kadar önceydi, bir yaz akşamıydı. Tam tarihi hatırlamıyorum maalesef. İlk yazdığım yazıyı da paylaşmadım daha, belki bir gün sizlerle de paylaşırım...

  Geldik bir mimin sonuna daha, beni mimleyen Sevgili Ece Ablaya teşekkür ederim tekrar. Sevgiler, sevgiyle kalın...😊😊😊

(Eğer bu mimi yapmak isteyen olursa lütfen yapsın, okumayı çok isterim.)

1 Şubat 2017 Çarşamba

Bu, Bir Kitaba Hayran Olup Kelimenin Yazıyla Olan Vuslatıdır

 
 

  Bir kitap düşünün konuşan. Düşünün bir kitap ruhu olan. Nice insanlar eskitip, eskimeyen bir hikayesi olan. Nefes alan bizler gibi. Ama dünyaya bağlanmamış bizler gibi. Düşünün bir kitap ki tek isteği hatırlanmak olan. Vefaya insandan çok önem verip, daha mühim gören.
  İskender PALA öyle bir kitap yazmış ki; ben anladım ki daha yazının kapısını çalmış değilim. Ben henüz yazının yoluna girmiş değilim. Ben yazının yolunu ararken labirentlerinde kaybolmuş bir acemiyim.
  "Babil'de Ölüm, İstanbul'da Aşk" ölmek öyle bir ölmek ki hiç bu kadar yaşam dolu olmamıştı. Aşk öyle bir aşk ki hiç bu kadar anlama dolmamıştı. Okumak nasip olsun her birimize. Bir yazarın kalemini ustaca konuşturmasına şahit olmanızı isterim. Yazıyla büyülenmek, kelimeyle büyülemek bu olsa gerek.
  Nasıl kelimeler bu denli kusursuza yakın bir araya gelir. Nasıl bir yazar mükemmeli bu denli zorlar. Nasıl bir derstir ki tüm zamanlara tesir edici nitelikte olur.
  Tarih nasıl böyle hızlıca geçer bir kitabın sayfalarından. Nasıl sığar bir kitaba dünyanın düzeni. İnsanların dünyaya yenilişi. Ve insanın kaç asırlardır bilgiyi paraya tercih edişi, sığar bir kitabın satırlarına. Her defasında bu denli yenilir üstelik insan ihtiraslarına. Ders almıyoruz demek ki, okuyoruz ama kalp süzgecinden geçirmiyoruz.
  Gayemiz aşkken şu dünyada, biz dünyaya aşk eyliyoruz...
  Kitabı çok sevdiğim bir Gönüldaş bize vermişti. Fikrimce her kitaplıkta olması gereken bir zenginliktir. Belki de Babil'in İlah Heykelleri'nden bile değerlidir. Ama ben bizdeki kitabı okumadım. Hiç bilmeden kardeşimde okul kütüphanesinden aynı kitabı almış. Ve ne tesadüf ki başka birisi o kitabı kütüphaneye bir etkinlik ile bağışlamış. Kaç el değmiş kitaba...
  İnanır mısınız kitabın arasında gül yaprakları bile vardı. Artık kitabın rengini almaya başlamışlardı bile.

  Kitapta Fuzuli'nin "Leyla ile Mecnun Mesnevisi" nin yolculuğu anlatılıyor. Ve dizelerine gizlenen sırları. İnsanın ihtiraslarıyla mücadelesi. Kaç asır, kaç insanın eline geçiyor mesnevi. Kaç ülke kaç millet görüyor. Kaç insanın hatıralarını saklıyor bağrında.
  Eline geçtiği insanlara "Efendim" diyor mesnevi. Ben de elimdeki kitaba bakıp dedim ki; insanlara yakışmıyor efendilik ancak bir kitaba yakışır efendilik. Kitap öğretir, bıkmadan saklar yazılanları bağrında. Kitap, vefakardır unutmaz. Yani efendilik verilecekse birisine kitaplara verilsin. İnsanlar köleliği ister oldu. Dünyanın gönüllü köleleri...
  Gönüldaşlar bende tıpkı L&M Mesnevisi gibi insanların elinde seyahat eden bir kitaptan okudum, İskender PALA'nın değerli eserini. Böyle olması daha çok içime sindi. Şimdi neyi merak ediyorum biliyor musunuz? Acaba kitap benden razı mı? Hakkıyla okuyup anlayabildim mi yazılanları? Samimi görüp açtı mı bana içini. Dilerse ben ona "Efendim" derim. Ve dilerim dilinden anlayan insanlarla karşılaşsın.
  Ve yine dilerim ki kitaplar kalbi kütüphane olan insanların elinde hayat bulsun...
  Okumak, öyle bir okumaktı ki bu kitabı zamanın içinden geçmek gibiydi. Sabır gerekti okumaya. Zamanın köprüleri kolay kurulmuyor ne de olsa...
  İskender PALA çok değerli bir yazar. Bu kitabıyla tanımadım onu. Onun gibi bir insanın ülkemizde olması, yazıyor olması ve yazdıklarını okuyor olmak Rabbin lütfudur insanımıza. İnşallah kıymetini bilelim. Ve fark ettim ki 392 sayfalık bir kitabı (Bendeki basımında 392 sayfa yani) yazmak için binlerce bilgi gerekliymiş. Bir cümleye nasıl sığmış onlarca bilgi. Ve değerli yazarımız o kadar sıradan ve mütevazi yapmış ki bunu, geçin kitabı satırdaki cümleye hayran bırakıyor insanı.
  Yazar insanın, okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Hatta mutlaka okunmalı.
  Ben ki kalemin kölesi olmaya dahi erişmemiş biçareyim. Dilerim bir gün İskender PALA okur bu yazdıklarımı. Gerçekten gönlümde yer etti bu kitap ve yazarımız. İnanırım ki bir çoğumuzun da.
  O "Divan Şiirini Sevdiren Adam" ve kelimeye hayran bırakan bir insandır. Kitabın içinde insanı kaybettiriyor. Kaleminiz dert görmesin güzel insan. Yazdıklarınızı hakkıyla anlayabiliriz inşallah. Ve yazdıklarınızın asıl manası olan vefakar olmayı hayatımızın her devresine katarız.
  Yolunuz açık, yazdıklarınız hep var olsun...
 
Ve sizlere en çok etkilendiğim dizeleri yazmak isterim:
"Leyla, eğer ben ben isem, nesin sen;
Yok sen sen isen, ya neyim ben?..."
 
"Aşkı Zikreden Yazar"
 
 
  Okuyan vardır zannımca kalbimde kitabın sıcaklığını, samimiyetini hissediyorum... Sevgiyle kalın, aşkı, gerçek aşkı dünyaya değişmeyin...Okuduysanız sabrınıza sonsuz teşekkürler...
 
 



30 Ocak 2017 Pazartesi

Bir Gün

Sarhoş olsaydım bir gün,
Muhakkak seni sevdiğimi söylerdim.
Gözlerine bakmaya doyamadığımı,
Gözlerimin sadece seni görmeyi dilediğini söylerdim.
 
Sarhoş olsaydım bir gün,
Dağıtırdım her yeri,
Fazlaca düzgün kalmışım hayatta.
İçince daha cesur severdim ben seni.
 
Sarhoş olsaydım bir gün,
Şişenin dibini görür,
Evinin önünde sabahlardım,
Yanında olamadığım günler hatırına.
 
Eğer bir gün sarhoş olursam,
Seni sevdiğimi söylerim,
En cesur halimle.
Ama en korkak halimle şiirimi yaşıyorum,
Ve sadece yazıyorum "Seni seviyorum..."
           
                                                  "Aşkı Zikreden Yazar"
 
(Sevmek zor bu hayatta, hakkıyla sevebilmek. İnsanın karşılıksız sevebilmesi. Artık kimse kimseyi çıkarı olmadan sevemez oldu. Ve kimsenin sevgisine inanmaz olduk. Sevgimizi hakketmeyenlere verdik. Ne yazık ki hakkıyla sevilmedik belki de. Üzüldüğümüz kadar üzmedik, sevdiğimiz kadar sevilsek yeterdi... Kalbinde ki sevgiyi hakkıyla taşıyanlara selam olsun...
Bu arada sevdiğimizi söylemek için illa sarhoş olmaya gerek yok. Bakmayın ben yazdım ama bununla alakalı bir konu geçti bir gönüldaşla. Bende bu şekilde yazdım. 😊😊)
 
 
 
 

26 Ocak 2017 Perşembe

Uçurumlardan İntihar Eden Hep Benim Hayallerim Olsun

 
  Yazı olunca konu en çok insana yazılıyor. Yazı en çok insanda şekilleniyor. Okuyan, yazan insan; anlamayanda insanlar oluyor. İnsan anlamak istediğinde duruyor. Ötesine yol almıyor. Kendine hizmet eden anlamlar arıyor.
  İnsanların kelimelerinin dediğiyle kalbinin dediği birbirini tutmuyor. Kelimeler süslü oluyor, niyet başka ama. Kalp zehir dolu, söz başka ama. Herkes kendi depreminde, diğerinin çığlığı değil umurunda. Enkaz altında kalanla kimse ilgilenmiyor. Herkes yeni katlar çıkma peşinde. Vicdan aşağı hırslar yukarı. Vicdan enkaz altında, hırslar çatı katında yaşıyor.
  Hayaller yok artık, dünyanın kuralları var. "Sisteme hizmet" top10'da bir numara. Kimse uçurumlardan intihar eden hayallerin haberini yapmıyor. Çünkü haber değeri yok. İnsanlar o haberi okumaz. Ağlamaz ölen hayalleri.
  Hani diyorum imkanım olsa da tüm uçurumlardan ölen benim hayallerim olsa. Kimsenin hayali ölmese. Yaralı kalıp can çekişmese. Uçurumlardan intihar eden hep benim hayallerim olsun.
  İnsanlar yaptığın işle ilgilenmez oldu, kazandığın paralar sorulur oldu. Bak şimdi sen dünya parasıyla hayallerinin değerini tartamazsın. Dünya insanına beş para etmez gelir hayallerin. Hayali olmayana para gelir yaşamanın tek anlamı. O yüzden hayali olanların hayalleri intihar etmesin. Benim hayallerim intihar etsin her birinin yerine. Kalbimdeki cenazelere eklense bir tane daha çokta mühim olmaz. Ağıtlar artsa kimse duyup rahatsız olmaz.
  Şu dünya hayallerime değmeyecek kadar değersiz oysa. Ölen hayallerim bunu sorun da etmez.
(Saat: 11.58)
(Saat: 12.42)
   Yazmaya ara veriyorum, biraz. Tekrar başlıyorum. Yoruldum galiba. John Coffey gibi; "Yoruldum patron yağmurdaki bir serçe kadar yalnız olmaktan yoruldum." Onu çok iyi anlıyorum. İnsanlarla yaşanmıyor. Çünkü insanca yaşamıyoruz. Hayvanlara yapılan eziyet haberlerini görünce çok utanıyorum. Kim yapar bunu birbirine hangi canlı? Galiba her birimizde hükmetme isteği var, acımasızca. Kaderin ellerinde olmasını istiyorlar. "Yapıp yapmamak benim elimde." inancı onlara barbarca bir güç veriyor. Güzel yurduma yakışmıyor bu insanlar. Bu insanların hayata dair hayalleri yok. Hayalleri olan insanlar kötü olmaz. Hırsları olanlar en çok kendini batırır. Ama farkına varmaz. Şükür ki yiyecekleri bir tokat var. Ve pişmanlıkları fayda vermeyecek.
  Ah biz insanlar, insanlığın neresindeyiz acaba? Gerçekten yoruldum, uzun yollar yürümek isteyecek kadar yoruldum. Yorulmam gereken daha çok yol var. Gücüm yok. Samimiyet dilenecek kadar fakirleştim. Samimi olmayacak kadar bencilsiniz.
  Süremiz doluyor, pişman olduğum bir hayat yaşamış olmaktan korkuyorum. Kırıldığım kadar kırmadım kimseyi. Kalbim artık onarılmayacak kadar harap. Biliyorum daha tahmin bile edemeyeceğimiz kırgınlıklar yaşayacağız. Anlamını bilmediğimiz kelimeler öğreneceğiz . Yolunu bilmediğimiz kalplere uğrayacağız. Daha çok yarı yolda bırakılacağız. Daha akmayan gözyaşlarımız var.
  Daha kurulacak hayaller, hayallerin atlayacağı uçurumlar var. Kan gölüne dönecek kalpler var. Dökülecek, beyazlayacak saçlar var. Geçecek mutluluklar, gelecek acılar var.
  Hayallerde malzemeden çalmıyorum. Ama yıkılabiliyor. Galiba olmayacak insanlarla kuruyorum hayalleri. Ve size yaptığım küçük bir haberle veda ediyorum.
  "Soğuk bir tepede meydana gelen olay, büyük bir şaşkınlık yarattı. Son süratle gelen hayal, tepede çığlık çığlığa bağırdı. İnsanların yüzüne tükürdü. Onu buraya sürükledikleri için. Yetkililer ne yapmaları gerektiğini bilmiyordu. Ve hayal kendini boşluğa bıraktı. Genç bir kızın çığlığı gibi, bir annenin ağıtı gibi, bir dedenin hıçkırığı gibi, bir delikanlının kan çanağı gözleri gibi, insanlığın çöküşü gibiydi atlayışı. Haber yaptık bunu. Atlayan bir insan mıydı, bir hayal miydi, bilmiyoruz. Bildiğimiz insanlar hayalleri yaşatmaz, hayaller insanı yaşatır. Bildiğimiz kimin öldüğü değil. Bildiğimiz geçmeyecek olan şaşkınlığımız.
  Şahit olduğunuz bu tip olaylar varsa söyleyin haberini yapalım. Ölen hayaller yaşamıyorsa yaşayan insanların anlamı olmuyor."
(Kaç zamandır yazamıyordum. Zor oldu tekrar kalemi yazıya kavuşturmak. Yazdıran Rabbe şükürler olsun. Okuyan gözlerde dert görmesin. Sevgiyle, sağlıcakla kalın. Tüm sevdiklerinizle Allah'a emanet olun.)
"Aşkı Zikreden Yazar" 


18 Ocak 2017 Çarşamba

Yazarın Kayıp Sayfaları 1




  Nefret ediyorum bazen her şeyden. Ne acı değil mi? Oysa ki hayattan nefret edilmemeli. Çünkü nefret olgusunu yaratan insanlar değil mi? Bu yükü hayata yüklememeli. Canımı yakıyorlar sürekli, bağırıp çağırıp susuyorum. Bağırıp çağırmalarım sessiz benim. Soluksuz susuyorum. Kimsenin de umurunda değil sustuklarım, gözyaşlarım, kırgınlıklarım.
  Kimse omuz vermiyor bu hayat oyununda. Dizlerim kan içinde, çok düştüm. Kalkmaya mecalim yok artık. Başımı doğrultacak gücüm yok. Herkesi tebrik ederim bana karşı olan hayat oyununu kazandınız. Sonsuz tebrikler önünüzde saygıyla eğiliyorum. Evet, evet saygıyla. Şaşırmayın sizde olmayan bende var, var olmaya devam edecek. Eğer biraz saygınız olsa gülüşümü soldurmazdınız bu denli, bu denli akmazdı gözyaşlarım. Kırgınım hiç geçmeyecek kadar ve yorgunum hiç yaşamayacak kadar.
  Acının bir sonu yok Değerli Okuyucularım ya da yazılanları hiç  okuyamayacaklarım. Sanmayın ki en kötü olanını daha yaşamadınız. Daha yaşamadıklarınız en acıları. Ne oldu çok mu dürüst oldu dediklerim? Böyle, böyledir; böyle olagelmiş ve böyle olacak. Nasıl daha iyisi her zaman varsa daha kötüsü daha acısı da her zaman var olmaya devam edecek.
  Ben yaşayamıyorum şu insanlarla. Gitmeli miyim? Nereye acaba? Kendimden kaçabileceğim bir yer varsa söyleyin. Yazıyorum ama yırtıp atacağım bu sayfaları. Akıllının biri bulmasa bari. Bulup okumasa okuyup insanların okumasına sebep olmasa. Akıllı çoktur hayatta. Bulur birileri. Söyleyin o bulan kişiye Değerli Okuyucularım bana akıl vermeye kalkmasın. Ne oldu üslubum mu kaba? Kusura bakmayın zamanında çok kibar davrandım insanlara, hakketmedikleri kadar. Okursanız sizde akıl vermeye kalkmayın. Çok beğenmediyseniz okumazsınız eğer bulan birileri olur da okursanız. Olmasın bulan birileri temennim bu yöndedir. Bulmasınlar beni kayıp olayım. Kaybolayım. İnsanların arasında silikleşeyim. "Yanlarından geçeyim de görmesinler beni." bu değil isteğim.
  Geçmeyeyim kimselerin yanından. Kalem, kağıt olsun yanımda, özgürce yazayım. İğreniyorum, insan kılığındakilerden. Herkes uzman olmuş konuşmalarına bakılırsa. Siyaset uzmanı olmuş, mesela herkes. Onların dediklerini yaparsak kurtulurmuşuz. Bak sennnn. İşte bu yüzden ilerlenmiyor kardeşim. Niye işini en doğru şekilde yapmak varken; her salataya marul oluyorsun. Susmayı da bil bazen. Saygım azalmasın daha fazla size.
  Ya neyse yine canımı sıktınız. Hayal kuramaz oldum. Robotların benden daha fazla işlevi var. Hislerim yok olmaya başlıyor sanki. Kazandınız diyorum ya saygıyla eğiliyorum önünüzde. Yazıyorum ya yetiyor. Bir şey söyleyim mi, hiç birinizi sevmiyorum artık. Sağ olasınız kendimi de sevmiyorum artık. Yazdığım karakterlerde beni sevmez oldu. Hepsi baş kaldırıyor. Neymiş efendim; insanları sevmiyormuşum karakterleri sever miymişim? Size mi soracağım deyip çarptım kapıyı çıktım. Nereye gideyim çalacağım bir kapı yok. Eve gidiyorum, gitmiş oluyorlar. Huyları bir anda ortaya çıkmaktır da.
  Neyse yoruldum yaşamaktan yoruldum. Konuşma şeklim değişti. Sesim yüksek çıkıyor artık konuştuğumda. Nadir de olsa konuşuyorum o zamanlar da işte. Herhalde beni duysunlar diye yüksek çıkıyor sesim. Ama konuşmadıklarımı duyun. Anlayın be ne olur? İnsan değil misiniz? Affedersiniz unutmuşum değildiniz. Bir insan ben mi kaldım? Ama sizde beni insandan saymıyorsunuz. Haklısınız ben dünya oyununu sizin oynadığınız gibi oynayamıyorum. Bilmiyorum kurallarını. Yenilmiştim doğru. Soluk almaya mecalim yok. Şu yazmak olmasa ne yapardım, iyice delirirdim ne olacak. Hafifte deliyimdir zaten. Eğer okuyan olursa farklı bir şey demez benim için nasılsa.
  Yazdım, yazdım uzun oldu. Yoruldum, yoruldum tez oldu. Genç yaşım, yaşlılığım oldu. Bastonum, dayanağım; kalemim oldu. Yüzümü okşayan, bana omuz veren; kağıdım oldu. Bir ben uymadım şu hayata, bir ben olamadım.
  Kalemim de kızıyor bana. "Yazma böyle şeyler." diyor. "E ne yazayım, olanı yazıyorum" diyorum. Okşuyor elimi içli bir şekilde "Haklısın." diyor. Bazen benim yazamayacağımı o yazıyor. Var olsun kalemim, Dertdaşım benim.
  Uzadı yine yazılanlar. Kimseyle paylaşmayı düşünmüyorum. Kayıp bu sayfalar, kayıp kalmalı. Bunlar hazine gibi bulanı zengin etmez. Başlı başına acı eder. Bir iki gülmeme sebep olmasa geceyle gündüzü ayırt edemeyecek haldeyim.
  Okusanız bile Yazarın Kayıp Sayfaları'nı bilin yazarın kayıp kalacağını.
  Son tavsiye Kayıp Yazar'dan size "Siz bulun kendinizi."
 
 "Kayıplığın İmzası Olmaz" 
 
 
(Ne zordur kayıp olanı gün yüzüne çıkarıp yazmak. Hele ki aksiyse satırların sahibi. Sağ olsun bana fazla zorluk çıkartmadı. Usulca araladım perdeleri gün ışığından yazdım kayıp olanları. Akıttım yaşadıklarını kalemimden, değmeden yaralarına. Gecesi korkuttu. Gündüzü de gündüz gibi değildi. O kayıp kalacak, hayata imzası bu. Özür dilemeyecek üslubu için. "Çok beklersin." dedi bana. Ondan dilenecek çok özür varmış. "Bu onları affetme, özürlerini kabul etme şeklim." diyor. Ne deyim yazmak, ne ağır, ne hafifletici. Kayıbı bulmazsınız, bulduğunuzu sanar sizde onunla kaybolursunuz. Kayıbım bende. Hepimiz bir parça kayıp değil miyiz? Kayıp parçalar görmezden gelinemez. Ya kabullenirsiniz kayıp yanınızı ya da kayıplığınızın yanında daha da kaybolursunuz. Sabrınıza sonsuz teşekkürler ve sevgiler. Hepimizin kayıp yanına yazıldı yazılınlar. Kayıp yanımıza yazmış olmalı... Sağlıcakla kalın...😊 )
 
 
"Aşkı Zikreden Yazar" 

15 Ocak 2017 Pazar

Kurduğunuz Hayallere Şu Anda Ulaşılamıyor

 13 Ocak 2017
(Saat 09.30'da yazıldı.)


Lütfen Daha Sonra Tekrar Hayal Kurunuz

 
  Zamansız mıdır hayatta ki duygular? Hiç beklemediğin anda mı oluşur bazı hisler? Zamansız olan gözleriydi bana sorarsanız. Kalbimin ortasına nasıl düştü gözleri? Onu görmeme gerek olmadan, hayali yetiyordu beni darma duman etmeye. Nasıl bu kadar güçlü olur, nasıl yerle bir eder bu kadar?
  Ben ki dünyadan kaçıp hayallere sığınan bir insan, kaçamıyorum ondan. Artık hayallerimde de o var. Bu nasıl bir imtihandır? Bu kadar uzak olup, bu kadar yakın olmak. Gözlerinin karanlığına hayran olup adım attığım gün kayboldum. Ama alışıyorum karanlığa. Yolunu bulup buradan çıkmam lazım. Artık hayallerime ulaşamıyorum. Sürekli olarak "Kurduğunuz hayallere şu anda ulaşılamıyor. Lütfen daha sonra tekrar hayal kurunuz." uyarısı alıyorum. Gözlerim isyana kalkıştı. Uykuyu reddediyorlar. Gece uyuyamıyorum, sabah kalkamıyorum. Sabahları baş ağrısı yerleşti yanıma. Gitmeye niyeti yok, bakışlarından anlıyorum.
  Uykularım nasıl beni terki diyar etti anlamıyorum. Uykularımda dinlenirdim ben. Yorgunum uzun zamandır. Uzun zaman oldu gözlerinin karanlığında kaybolalı. Bu halime alışamadım pek. Kapitalizme benziyorsun biraz da. Kalbime yerleşmene lafım yok. Gözlerimin seni aramasına da. Ama hayallerimi sömürmen, anlam veremiyorum ona. Ben ki hayal evreninin en yetkilisi, şimdi oldum en yetkili delisi. Gözlerin, işte bütün meselede bu. Karanlığından çıkamıyorum. Kaçamıyorum gözlerinin gecesinden. Bir hayalime ulaşabilsem, kaçacağım karanlığından. Ama bütün aramalarım boşa çıkıyor. Sistem de bir hata var. Ne yapayım devlet yetkililerine mi sesleneyim? Var mıdır bir çaresi onu da bilemiyorum? Kısacası aklımda sen, aklım sen.
  Kızıyorum zamanla bizi karşılaştırmayan tesadüflere. Ne olur sanki yollar sana çıksa? Hayal evrenimde değil, gerçek dünyada. Ama yok! Gözlerim seni ararken kayboluyorsun sanki, aynı yolda yürüyor olsak bile. Eğer değilsen kaderim, neden bu denli sana kurulmuş hayallerim. Tesadüfler bizim için tedavülden kalktı sanırım. Şimdi söyle bizi karşılaştırmayan tesadüfe mi kızayım, karanlığın da kaybolduğum gözlerine mi kızayım, yoksa senden başkasını bilmeyen hayallerime mi?
  Hepsini elimin tersiyle atıp yine kendime kızıyorum. Nasıl düştüm bu hale diye? Nasıl bir duygu ki hem bütün duygulan içinde  hem de hiçbir duygu yokmuş gibi hissizce. Bende kalan fotoğrafına bile bakamıyorum. Sanki anlayacaksın sana baktığımı. Zaten anlamadıysan bu da senin ayıbın. Küçükken oynadığımız oyunlar gibi basit olsaydı hayat. Büyüklüğün karmaşasında kaybolmasaydık.
  Daha küçükken görmeseydim zeytin gözlerini. Tutulmasaydım siyahına. Hatırlar mısın? Bilmem, küçükken çok kızdırmıştın beni, ben de "Gözlerini yedim işte sennniiinnnn." diye bağırmıştım. Hâlâ zeytinlere baktıkça karanlık gelir aklıma ve o karanlıkta gönüllü kayıp olan ben. Hâlâ her zeytini parmaklarıma alıp yukarı kaldırıp gözlerini düşünürüm. O an gelir oturursun karşıma, kayıplığım gelir aklıma. Yetim öksüz olmak gibi değil aşkının kayıbı olmak. Sen olamazsın ailem gibi. Ama sensiz de olamıyorum ben gibi.
  Ne acı değil mi, haberin yok sana yazılan bu satırlardan. Belki de hiç olmayacak. Kim bilir kimlerin şiiri oldun. Şairin olmayı çok isterdim. Ama ben de şiirine şair olacak yürek yok. Sessiz başladı bu sevda, sessizce bitecek. Karanlığın yutacak çığlığımı. Gözyaşlarım aydınlatmayacak gözlerini. Ve benim gidecek yerim yok. Hayallerimi istila ettin.
  Karanlığın her geçen gün yutuyor beni. Yollar bizi birleştirmiyor. Dünya farklı yönlere koyuyor bizi. Doğuyla batı, kuzeyle güney gibi ayrılıyoruz. Ben sevdama inat Asi gibi ters yönde çabalarken, sen Meriç gibi taşkınlar yapıyorsun. Ne ben ters akıp sana ulaşabiliyorum, ne sen yatağından çıkıp bana.
  Kabullenir miyim bu durumu, bilmiyorum? Bilmek benim harcım değil. Ama sevdamın ağırlığı kalbimde, her şeye bedel. Bil ki sevdama sahip çıkacağım. Var olmaya devam edecek. Yollar bizi belki bir gün karşılaştırır. O gün sevdamın yükünü sana devredeceğim. Karanlığından çıkacağım. Belki hayallerimi de kurtarırım. O gün ya sen de tutarsın ellerimden beraber yürürüz, ya da bırakırsın beni ben yürümeye devam ederim. Hayatta seninle var olmadım, sensiz varlığımda sona ermeyecek. En fazla anlamı olmaz yazdıklarımın.
  Lütfen o gün tut ellerimden, yoruldum ben. Çok görme bana omzunu. Benim omuzlarım çöktü dertlerimden. Sevgili, sana yazmak zor, ağır. Ama hafifledi kalbim. Karanlığım aydınlandı bir nebze. Mektubun sonuna geldim. Okursun günün birinde, zamanın delicesine aktığı bir yerde.
  Teşekkür ederim, dünyanın cehennemine karanlığının Cennet'inden bahşettiğin için. Belki anlamsız olacak, belki sıradan ama bu sözü ben kimseye söylemedim, sana bile. Ama yazıyorum sadece sana. Duymayacak bunu benim sesimden belki kulakların. Sadece oku yazdıklarımdan, bunca yazılanın özeti iki kelimeye sığdı işte; "Seni Seviyorum."
 
 
(Yazdıklarım yazmayı planladığım romanın sayfa sayısını bilmediğim satırlarıdır. Farklı bir yazardır değil mi bunu yapan? Ama benim doğalımda bu. Düşünceler yazıya dökülmek istedi. Yapabileceğim .bir şey yoktu yazmaktan başka. İnşallah bir gün bütün haliyle yazmış olurum. Satırlar kitap kokusuna karışır ve bizler içimize çekeriz o kokuyu. Okuduysanız eğer sabrınıza sonsuz teşekkürler. Asi kadar diretin hayallerinizde, Meriç kadar genişletin hayal evreninizin sınırlarını. Merak etmeyin hayal evreninde toprak hesabı yapılmaz, dünyadakinin aksine.
 
Sevgiyle Kalın...😊)
 
 
"Aşkı Zikreden Yazar"  

8 Ocak 2017 Pazar

Bazı Biletler Can Kenarı Olur (Yolculuk Anıları 4)



Yorgundu yolcu, yabancı gibi girdi kapıdan içeriye. Sıkıntılı görünüyordu. Gişeye yaklaştı. Sanki telaşlı mı neydi? Kaçar gibi sıkıntılıydı hali.
  "Bir bilet, bir bilet cam kenarı değil, can kenarı olsun." dedi. Anlayışla gülümsedi karşısındaki. Ahh şu içine yolculuk edenler, ne de yorgun, ne de korkak, tuhaf ama bir o kadar da umutlu olurdu.
  Bileti elinde, bir köşeye yaklaştı. Boştu yolculuk edeceği aracın tüm koltukları. Ne tuhaf aracı sürende yoktu. Böyle olur içe yolculuklar; yolcusu da, hostesi de, aracı kullanan da sen olursun. Kabullenişle kapadı gözlerini. Ne o bir iki damla yaş mı aktı gözlerinden? Sanki dudaklarında bir gülümseme mi vardı? Ya da, ya da bu çelişki umut demek miydi?
  İlerlerken yolculuğunda tökezledi bir an sarp kayalara gelmişti, dik yokuşlara, bir yanı güllük gülistanlık kumsallara. Tanıdık bir havası vardı. Tanıdı da tabelada "Çocukluğun" yazıyordu. Rakım, nüfus, km... bunlar yoktu. Dökülen gözyaşı, atılan kahkahalar, çocukluğun tertemiz dünyasının sınırsızlığı, umudun uçsuz bucaksızlığı, kırılan hayaller... bunların hesabı yapılmıştı.
  Bir çocuk yaklaştı, yanına tanıdık. Tuttu kendi ellerinden "Gel" dedi. Gitti. Ağlayan çocuğun gözyaşlarını sildi. "Ağlama" demedi. "Bu son, bir daha üzülmeyeceksin." demedi. Kandırmak istemedi kendini. "Ağla" dedi. "Ağla, ağla emin ol geçecek, yine güleceksin, kalıcı değil hiçbir acı." dedi.
  Başka yönde sessiz bir çocuk vardı. Yabancı gibi, çocukluğunu benimseyememiş gibi. Tanıdı onu Yolcu tanımaz mı. Umudu kırılmış, arka plana itilmiş, özgüveni darma duman edilmiş kendisiydi. Yanına yaklaştı, çocuk garipsedi onu. Uzaklaşmak istedi. Yolcu tuttu ellerinden ve gözlerinin ta içine bakarak: "Yapabilirsin, başarabilirsin. Düşeceksin elbet, en dibe hatta, yanında kimseler olmayacak, yüzde çevirecekler sana, Takılma inancın varsa başarabilirsin. İşte bunu bil, bunu unutma." dedi.
  Başka bir çocuk nasılda mutluydu. Hesapsızca savuruyordu kahkahalarını gökyüzüne. Doğa durur mu hiç; ya rüzgarıyla saçını okşuyordu, ya güneş ışıklarıyla kalbini ısıtıyordu. Yolcu yanına yaklaştı. İzledi onu "Nasılda mutluymuşum. Nasılda almamışım dünyanın yükünü sırtıma hamal gibi." dedi. Bir "Aferin" çekti kendine. Çocuğun yanına yaklaşıp "Heybemde mutluluk kalmamış, benim zamanımda ki insanlarda hiç yok. Bir parça verebilir misin? dedi. Çocukluğun cömertliği, büyüklüğün büyük cimriliğine kocaman bir nanik yaptı. İlk olarak Yolcunun kalbini okşadı. Sevgisini verdi, kocaman bir gülümseme verdi. Açtı heybesini herkese yetecek mutluluğu verdi. Ve Yolcuya gülerek; "Yahu içinizde ki mutluluk size de çevrenizdekilere de yeter. Neden oraya bakmıyorsunuz ki." dedi. Yolcu mesajı almıştı. Sarıldılar birbirlerine. Yolcu "Tamam, tamam içime bakacağım. Etrafımdakilere de öneririm." dedi. Umutsuz muydu sanki? Yok yok değildi. İnanç varsa umut vardır.
 Şiddete maruz kalan bir çocuk gördü. Sevgisizlik şiddetine. Fiziksel şiddetten daha çok acıtır bu. "Seni seviyorum." dedi. Avazı çıktığı kadar bağırdı; "Seeeeennnniiiii sevvviiiyooooorrrruuummm." Çocuk güldü, Yolcu güldü. Çocukluğun siyah beyaz evrenine gökkuşağının renkleri dağıldı.
  Yolcu cesurdu ki çocukluğunu gelebilmişti. Kendini sevdi. Tekrar gelmesi gerekecek bildi. Gözlerini açtı. Etrafındakiler sanki söz birliği etmişçesine hiç bir şey demedi. Ama bakışlar manidar; "Helal olsun", "İşte bu", "Göster kendine kim olduğunu", "İşte böyle seveceksin kendini" diye bağırıyordu bakışlar.
  Gözleriyle teşekkür etti. Girdiği kapıdan çıktı. Ne zaman gelmişti, bilmiyordu. Gece mi olmuştu, gün mü doğuyordu. Yazdı sanki ama yolcuyu çarptı rüzgar. Sırtını sıvazladı "Aferin sana" dedi rüzgar. Rüzgar, bu rüzgar tanıdık geldi yolcuya. "Sağ ol." dedi tüm içtenliğiyle.
  Yolculuğu başlamıştı içine, bitmeyecekti artık yolculuklar. Nice yolcular geçecekti bu yollardan. Her daim kazanacaklardı.
  Yolcu dünyaya göre karanlığa kendine göre aydınlığa yürümeye başladı. Kendini sevdiğini hatırladı. Kendini hatırladı. İnancı vardı. İnanç varsa umut her daim var olmaya devam edecekti. Bağırdı. Duydu kimileri "Tamam bu bizim delilerden." dedi. Kendini akıllı sananlar garipsedi.
  Yolcu umudu olanlara selam çaktı. Yolculuğunu okuyanlara, dinleyenlere teşekkür etti.
  "Ve sadece, sadece umudu olanlarla yeni yolculuklarda görüşürüz." dedi.
  Umudu olanlara selam olsun...
 
"Yolcu "
 
"Bu yazı bize yazıldı. İçimizde ki kocaman biz ordusuna. Mutlu olmak istiyorsak ilk onları mutlu etmeli, akan gözyaşlarını silmeliyiz. Misafir olmalı arada bir çaylarını içmeliyiz. Atmamalıyız kendimizi kör kuyulara kimsesiz bırakmamalıyız. Çocukluk kurtarılmayı bekliyor tüm çırpınışlarıyla. Ne olur bir gülüşü çok görmeyin kendinize. Okursanız eğer bir kere gülümsemeden ayrılmayın bu sayfadan. Tüm içten sevgilerimle, içinizdeki çocuğa selam olsun..."
 
 
"Aşkı Zikreden Yazar"
 
 



4 Ocak 2017 Çarşamba

Kapatın Dünya'nın Işıklarını Gidiyoruz

 
 
 Neyin önüne geçmek isterdim şu hayatta?  Herhalde zamanın. Ama olmayacağını biliyorum. Bir şelâleden daha hızlı akıp gidiyor zaman. Bizler ya tam ortasında hızını kesmeye, ya kenarında ona dahil olmaya ya da arkasından ona yetişmeye çalışıyoruz.

  Bazılarımızın zamanı bitiyor. Ve "Zamanın bitti, gidiyoruz." deniyor. Geride kalanlar ağlıyor, akıllarına ölüm geldiği için mi, zamanı biten kişiye mi? Yoksa zamanlarının dolmaya başladığı akılların geldiği için mi? Çünkü ölüm bize "Sizin için de geleceğim." der ve gider.
  Ama artık biz dünyayı yaşanmaz hale getirdik. Belki bir gün bize toptan "Kapatın ışıkları gidiyoruz." denecek. Sonra yaptıklarımız izletilecek. Acaba kaçımızda izleyecek yürek var? Ne kadar iyiyiz? Ben izleyebilecek miyim kendimi bilmiyorum.
  Yaşam bazen çok karmaşık geliyor. Büyümek gibi. Eskiden dizi izlerdim, şarkıları takip ederdim. Artık haberleri kaçırmıyorum. Yakından takip ediyorum olayları. Öğrendikçe bilmek istemiyorum. Bildikçe çok cahilim diyorum. Kendimi izlemeye yüreğim var mı o gün bilmiyorum.
  Büyüdükçe türküler hayatı daha iyi anlatıyormuş, anlıyorum. Türkülerin bağrı gerçekten yanıkmış, anlıyorum. Saz kalbin tellerine vuruyormuş aslında. Aslında ney sızılarımızı dile getiriyormuş.
  Hayat, geçiyor bir türkünün sözleri gibi. Ve bir gün bize "Kapatın Dünya'nın ışıklarını gidiyoruz." denecek. "Size verilen Cennet'i yok ettiniz. Hep şükürsüzdünüz. Aklınız hep sizde olmayanlardaydı. Sahip olduklarınızın asıl sahibinin kendiniz olduğunuzu sandınız. Kapatın, kapatın ışıkları gidiyoruz. Işığın değerini bilemediniz, karanlığı tadın belki seversiniz. Yada seveceksiniz. Yaptıklarınızdan karanlığı istediğiniz okunuyor." denecek. Benim verecek cevabım yok. Cevabı olan beri gelsin.
  "Kapatın Dünya'nın ışıklarını gidiyoruz." özetimiz bu bizim. İnsanlığımız bu bizim. Peki gelmek istemeyenler gelmeyecek mi? Paşa paşa gelecekler. "Gelir misiniz?" diye sorulmayacak.
  İyi şeyler yazmak isterdim. Mutlu anlar, zamanlar yazmak isterdim. Çocukların ağladığı, bilerek ağlatıldığı dünyada iyi şeyler yazılmıyor bazen. Yalan söyleyemem mutlu olduğum zamanlar var. Ve sevdiğim insanlar iyi ki varlar. İnsan kalamayanlar arasında dünyayı yaşanılır hale getiren sevdiklerim iyi ki varlar.
  Ne deyim ben şimdi. Yaşayamadık bu dünyada. Marsa gitmeye çalışıyorlar. Çabaları takdire şayan. (Bilmiyorum olur mu?) Ama insan aynı insan. Ne değişir ki gezegen farklı olsa. Küçük bir tavsiye olarak: "Kötülüğün seninle olduğu müddetçe ne değişir. Mekân değişse." derim. Ama bu tavsiyenin bir önemi yok.
  Ne deyim ben şimdi siz en iyisi;
  "Kapatın Dünya'nın Işıklarını Gidelim"
  Yaşayamadık biz bari gitmeyi bilelim...
 
"Aşkı Zikreden Yazar"