Ana içeriğe atla

Hep Konuşan, Hiç Bilmeyendir...

 

  İnsanlar mı tuhaf hayat mı? İnsanlar mı zor hayat mı? Düşünceler mi kirli insanlar mı? Hayat mı kötü insanlar mı?
  Şüphesiz "insan" derim. Hayatı, düşünceyi, oluşturan insandır çünkü. 
  Peki yaşamın gerçekliği mi ölümün gerçekliği mi? 
  Şüphesiz ölümün gerçekliği derim. İnsan tuhaf bir varlık. Hiç ölmeyecek gibi konuşuyor, yazıyor ve yaşıyor. Her şeyin ve ölümün hayırlısı olsun, insan hayatında. 
  Bakıyorum da insanlara kalıcı gibiler bu dünyada. Özellikle tam da kendi çağını yaşayanlar. Sanki geçmeyecek günleri. Sayılı nefeslerin, sayılı günlerin, kalp atışların sayılı; sayısız güvenin nedir kendine? 
  Herkes, her konuda konuşabiliyor. Bazen o kadar öfkeleniyorum ki cevap vermek istiyorum. Ama öfkeli cevap verirsem sadece kendimi haklı çıkartmak için konuşmuş olurum. Mühim olan ise doğrunun haklılığını ortaya koymaktır. 
  Mesela tarihimi çok seviyorum. Ama tarih üzerinden hiçbir zaman prim yapmadım. "Atilla" ve"Yavuz Sultan Selim"i çok ayrı severim. Ama onları sevmeyenleri hakir görmedim. Ve onları diğer tarihi kimliklerin üzerinde göstermeye çalışmadım. Tarihimizdeki diğer insanlara çamur atmadım. Çünkü tarihimden bütünüyle sevmeyi öğrendim. Yanlıştan ders çıkarmayı öğrendim. Tarihimi inkarı değil, geçmişimle gurur duymayı öğrendim. Ne zaman tarihini kötüleyenleri duysam hüzünlenirim. Hele ki bunu yapan Türkleri görünce ağlasam bile ifade edilemeyecek bir ruh haline bürünürüm. Bu geçmişimize ne kadar da layık olmadığımızı gösteriyor. Acaba kimliklerini nasıl açıklıyorlar, gerçek kim oluyorlar kendilerini soyutlayınca? Koca bir muamma...
  Birde inanç meselesi var. Hamd olsun Müslümanım. Ama Müslümanlığımla da ahkam kesmedim. İnsanlar birbirini her konuda aşağılamaya alıştıkları için inancın hükmünü verecek olan kendileriymiş gibi konuşmakta da sakınca görmüyor. Hani birde herkesin inancı kendine muhabbeti var; doğru ama eksik. Çünkü insanın Müslümanlığı hem kendine hem de etrafındakileredir. Çünkü yaşamımızı ve karakterimizi olduğu kadar inancımıza göre şekillendiririz. Eksiklerimiz mutlaka olacak çünkü insanlar mükemmel yaratılmadı. En önemlisi burada saygımızı kaybetmemek. Bu nedenledir ki kimsenin inançsızlığı benim meselem olmadı. Hakir görmedim inanmayanı çünkü bize onlar içinde dua etmemiz gerektiği öğretildi.
  Öyle saçma şeyler okuyorum ki gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum, cevap vermek şöyle dursun. Diyorum ki "Bu insanlar ne yaşıyor da böyle konuşup böyle yazıyor." Hiçbir dine yapılan eleştiri İslam'a yapılan kadar olmuyor. İşin tuhafı Müslüman olanlar tarafından daha çok eleştiri alıyor dinimiz.
  İnsanlar Hz. Muhammed'i sevmemizden rahatsız oluyor. Ne büyük bir insan kırıklığıdır bu. "Olmasaydı, olmazdık."
  Objektif değerlendiriyorum inanın ki ya da inanmayın, sizin sorumluluğunuz. Ama objektif değerlendirdim kalbimden geldiğince. Kimseyi hakir görmedim, hakir görüldüğümüz kadar.
  İnançsızlık ve inanç sizin meseleniz. Ama düşündükçe güldüğüm bir şey söyleyim; "Allah inançsızlığı yaratmasaydı, inanmamanız gibi bir durum olmazdı. Yani imtihandır inanmak ya da inanmamak. Yani sizin inanmamanız bir başkaldırı değil, Allah'ın varlığına bir başka delildir."
  Bakın haddi aşmadan da yorum yapılabilirmiş. Yazımda "Niye böylesiniz, istemiyoruz sizin gibileri, sizin varlığınızdan rahatsız oluyoruz" yada herhangi bir aşağılama okudunuz mu? Hayır çünkü bunlar olmadan da kendimizi ifade edebiliriz.
  Hani şu özgürlük takıntısı var ya hani rahatsız olunuyor ya işte bakın kimin özgürlüğü kısıtlanıyor ya da rahatsız oluyor. Biz olmuyoruz çünkü biz ailemizden böyle gördük. Yetiştirebildiğimiz kadar kendimizi böyle yetiştirdik.
  Neden biliyor musunuz? "Ölüm" var.
  Hadi tüm doğrularınızı koyun bir teraziye, karşısına da ölümü yerleştirin. Ölmeyen kaç doğrunuz kaldı? O kadarsınız işte.
  Şu hayatta hatırlanınca içi boş bir oda olmayalım, hatırlanınca acı bir gülüş, öylesine geçmiş bir ömür olmayalım. Hatırlanınca dudakların kıvrımında kalan minnettar bir gülüş olalım.
 Ve en çok Allah'a emanet olalım...

  Allah'a emanet olun... 
Unutmadan; hep konuşanlar, hiç bilmeyenlerdir bu hayatta...
"Aşkı Zikreden Yazar"

Yorumlar

  1. İnsanın kendi terazisi şaşmış ise hep başkalarını suçlar. Kendini bir öz eleştiri yapmaya yada öz eleştiri yapınca kendini tanımaya hem korkar. Bu korkaklığını çocukluğunda başladığı ise çevresindeki kişilere aynı doğrultuda yaşatmaya çalışır. Nedense herkes doğru nedense herkesin yanlışları yok : Dediğiniz gibi ortada bir gerçek var ölüm ama ölümü anlayan yok: Çünkü yanlışı olmayanın ölümü olur mu ? Yanlışından ders almayan ölümü ölmeden bilemez: Yaşayan bir ölü olduğunu da hiç bir zaman fark edemez: Çok güzel ifade etmişsiniz: Ölüm ve insanı ayrıca fikir özgürlüğü bu dünyada olsaydı: Sanırım sözlü ve yazılıda bir mecrada nasıl konuşacağımızı ve yazacağımızı bilirdik: Bu yazdığımız sayfalarda kendimizi inşa ettiğim gibi bizleri okuma inceliğini gösteren kişilere de birer örnek olurduk: Bu sayfalar paylaşma; uyum; bilgi alış verici olmaktan çıkmış kendimizi yazılı dilinde yenileme ve geliştirme dedi konu ve aşağılama kazanında kaynatma çabaları içinde bulunurken kaprislerimizi tatmin etme yoluna baş vuruyoruz: Gerçekten geldiğimiz şu üç günlük dünyada çok vahim bir nokta olarak görüyorum: Böyle bir bakış açısına sahip olup bizlere aktardığınız için tebrik ederim:
    Saygılarımla:

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anlatmak istediğimi çok daha güzel ifade etmişsiniz teşekkür ederim. Dediğiniz gibi yanlışı olmayanın ölümü de olmaz. Çok teşekkür ederim elimizden geldiğince doğru olanı doğru ifade etmeye çalışıyoruz...

      Sil
  2. hayatı biçimlendiren insan olduğuna göre her şeyin sorumlusu da insan bence.her şeyi biliyorum havalarında dolananları sessize almak istiyorum, denk geldi bugün bir paylaşım görmüştüm şöyle diyordu, öleceğini öğrensen daha iyi olurmuydun, daha çok severmiydin, yeni bir şeyler denermiydin? ölüyorsun, hepiimiz ölüyoruz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet anlatmak istediğim bu "insan" sorumlusu, mağduru, acı çekeni, mutlu olanı hepsi insan ama hangisiyiz? Aslında insan ne zaman öleceğini bilmediğinden daha mutlu değil daha fazla sevmiyor. Yoksa bir gün ölecek muhakkak bunu çok iyi biliyor. Sevgiler :)

      Sil
  3. Oldukça derin bir yazı olmuş. Birbirimizi kırmadan bir şeyleri anlatmanın da mümkün olduğunu açıkça görünüyor yazında. Zaten en önemlisi de bu kimseyi hakir görmeden yapabilmek şeyleri

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çokkk teşekkür ederim canım özet olarak bunu anlatmak istemiştim. Evet kırmadan da anlatabilmek bende tam bunu göstermek istemiştim. Sevgilerimle :)))

      Sil
  4. yazınız sürükleyici bir şekilde alıkoydu zamanı paylaşımınız için teşekkür ediyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu güzel yorumunuzda beni çok mutlu etti. Hatta diyebilirim ki aldığım en güzel en ince yorumlardan bir tanesi. Ben çok teşekkür ederim...:)))

      Sil
  5. Hep konuşmayanlardan olmuşumdur. Konuşmak yerine yazmayı tercih etmişimdir. Sana katılıyorum hep konuşanlar hiç bilmeyenlerdir ama bana göre ikisininde artısı ve eksisi var kesinlikle :) Ve yazına bayıldım bir hırsla merakla okudum :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumuna katılıyorum iki tarafında eksileri var. Evet katılıyorum benimde en iyi ifade şeklim yazmak. Güzel yorumun içinde çookk teşekkür ederim :)))

      Sil
  6. Son paragrafınızı bir kenara not ettim bile. Çok güzel yazmışsınız.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gökyüzü'nün Çocukları


  Çocukluk aitliktir. Bir çocuk anılara aittir en çok. Toprağın yağmur sonrası kokusuna, oyunların en heyecanlı anına aittir. Bir çocuk en çok gülümseyişe, evrenden büyük bir kalbe, bir çocuk saf temizliğe yakışır. Ve her çocuk Gökyüzü'nün Çocuğudur en çok.   Bilirim çocuklar kadar bakmaz kimse Gökyüzü'ne. Gökyüzü dargın olduğu kadar dargın değildir kimseye. Çocukları hatırlayın başları hep yukarıdadır. Çünkü alışkındır Gökyüzü'ne o başlar.   Bilmem ki bileniniz var mı; bulutları bir şeylere benzetme oyunu vardı. Bu oyunun bir adı yoktu ama hep oynardık. Biz çok severdik, anlam yüklerdik bulutlara. Oohohohoo ne anlamlar çıkmazdı ki. Ejderhaların olmadığını kim söylemiş. Hadi oradan! Belli ki hiç bulutlara bakmayanlar söylemiş. Mesela biz göre bir çocuk Gökyüzü'nde olabilirdi. Bir kedi, köpekten kaçıp Gökyüzü'ne sığınmış olabilirdi.   Bize göre olabilirdi bunlar ama ne mutluluktu çıkan anlamlar. Hele ki bulutların hareket ettiğine şahit olduğumda ki mutluluk gö…

Halimin Ruhu

Bu aralar,
Beni en mutlu eden şey film izlemek,
Mutlu insanların var olduğu filmleri.
Mutluluğa inanmak için değil bu,
Aksine,
Mutsuzluğun varlığına inandırmak için kendimi.

Mutluluk uzak bir liman,
Uzak ihtimal.
Ah, şu mutsuzluk,
Davetsiz misafir, hep çat kapı...

                                                        "A. Z. Yazar"

Yazı'nın Ham Maddesi Hüzün'dür...

Tarih:1 Eylül 2017 Cuma      Saat:Umudu Hüzün Geçiyor


 Kim ne derse desin "Mutlu İnsan" işi değil yazmak. Mutlu insan kayıp değil ki kaybolsun kelimelerde, düşsün yazının iklimine. Kanamaz ki kalemi aksın kağıda. "Mutlu İnsan" işi değil yazmak, kim ne derse desin. Bizde yazarak mutlu oluyoruz o başka tabi.
  Aslına bakarsak mutlu olmak için "Fazla Hüzünlü Bir Dünya"da yaşıyoruz. Ve kabullenmiş insan yazar, dünyanın hüznünü kabullenmiş insan. Hüznü kalemine yüklenmiş insan yazar.
  Kalemimiz, göz kapaklarımızdan yorgun bizim. Uykumuzu da severiz bu yüzden. Ah! uyuması da zor bizlere, uyanması da. Hüznümüzden tek koptuğumuz an uykumuz o yüzden değerli bu denli.
 Anlaşılmak için de yazmıyoruz, dinlenmek için uyumadığımız gibi. Anlatmak için yazıyoruz, anlamayı istemek karşı tarafın yükümlülüğü. Anlamayı bırakın kelimenin naifliğini hiçe sayıp acıtıyorlar. Kalbimizin ağrısı, sancısı bize kalıyor.
 İnsanların acıtmak için söylediği sözleri geçin, öfkelerinin …

Sosyal Medya Kabadayıları, Klavye Delikanlıları (!)

İnsanlar konuşmayı çok seven varlıklardır. Konuşma kabiliyeti insana verilmiş, haliyle insan da son harfine kadar kullanır bunu. Düşünen varlık olarak yaratılan insan düşünmez ama. Konuşmaya gelince heheeyy mangalda kül bırakmaz. Yani insan her zaman olduğu gibi burada da işine gelen kısmı alır, geri kalanını halı altına süpürme yapar.   Şimdi her yere de ulaşmıyor mu elleri, iyice yandık. Geçiyor klavyenin başına, hiç tanımadığı insanlara yağdırıyor. Bazen terbiyesizleşiyor ama yazmak hakkı. Konuşacak illâki sesli olmasa da, zehriyle yakacak birinin canını.   Öyle adamlık, hanımefendilik, sözüm ona delikanlılık sığındığın bilgisayar ekranının arkasından olmuyor. Yüreği olan, insan olan yapmaz bunu. Neymiş efendim o fotoğrafı atabiliyorsa, bu yazıyı yazabiliyorsa, böyle de yorumu hakkedermiş. Saygı çerçevesinde her yorum, eleştiri kabuldür. Buna lafımız yok. Hiçbir zaman olmadıda. Ama yazık size. Hiç var olmamış gibi yaşayıp, hiç var olmamış gibi öleceksiniz.   İnsanların tek amacı fa…