30 Ocak 2017 Pazartesi

Bir Gün

Sarhoş olsaydım bir gün,
Muhakkak seni sevdiğimi söylerdim.
Gözlerine bakmaya doyamadığımı,
Gözlerimin sadece seni görmeyi dilediğini söylerdim.
 
Sarhoş olsaydım bir gün,
Dağıtırdım her yeri,
Fazlaca düzgün kalmışım hayatta.
İçince daha cesur severdim ben seni.
 
Sarhoş olsaydım bir gün,
Şişenin dibini görür,
Evinin önünde sabahlardım,
Yanında olamadığım günler hatırına.
 
Eğer bir gün sarhoş olursam,
Seni sevdiğimi söylerim,
En cesur halimle.
Ama en korkak halimle şiirimi yaşıyorum,
Ve sadece yazıyorum "Seni seviyorum..."
           
                                                  "Aşkı Zikreden Yazar"
 
(Sevmek zor bu hayatta, hakkıyla sevebilmek. İnsanın karşılıksız sevebilmesi. Artık kimse kimseyi çıkarı olmadan sevemez oldu. Ve kimsenin sevgisine inanmaz olduk. Sevgimizi hakketmeyenlere verdik. Ne yazık ki hakkıyla sevilmedik belki de. Üzüldüğümüz kadar üzmedik, sevdiğimiz kadar sevilsek yeterdi... Kalbinde ki sevgiyi hakkıyla taşıyanlara selam olsun...
Bu arada sevdiğimizi söylemek için illa sarhoş olmaya gerek yok. Bakmayın ben yazdım ama bununla alakalı bir konu geçti bir gönüldaşla. Bende bu şekilde yazdım. 😊😊)
 
 
 
 

26 Ocak 2017 Perşembe

Uçurumlardan İntihar Eden Hep Benim Hayallerim Olsun

 
  Yazı olunca konu en çok insana yazılıyor. Yazı en çok insanda şekilleniyor. Okuyan, yazan insan; anlamayanda insanlar oluyor. İnsan anlamak istediğinde duruyor. Ötesine yol almıyor. Kendine hizmet eden anlamlar arıyor.
  İnsanların kelimelerinin dediğiyle kalbinin dediği birbirini tutmuyor. Kelimeler süslü oluyor, niyet başka ama. Kalp zehir dolu, söz başka ama. Herkes kendi depreminde, diğerinin çığlığı değil umurunda. Enkaz altında kalanla kimse ilgilenmiyor. Herkes yeni katlar çıkma peşinde. Vicdan aşağı hırslar yukarı. Vicdan enkaz altında, hırslar çatı katında yaşıyor.
  Hayaller yok artık, dünyanın kuralları var. "Sisteme hizmet" top10'da bir numara. Kimse uçurumlardan intihar eden hayallerin haberini yapmıyor. Çünkü haber değeri yok. İnsanlar o haberi okumaz. Ağlamaz ölen hayalleri.
  Hani diyorum imkanım olsa da tüm uçurumlardan ölen benim hayallerim olsa. Kimsenin hayali ölmese. Yaralı kalıp can çekişmese. Uçurumlardan intihar eden hep benim hayallerim olsun.
  İnsanlar yaptığın işle ilgilenmez oldu, kazandığın paralar sorulur oldu. Bak şimdi sen dünya parasıyla hayallerinin değerini tartamazsın. Dünya insanına beş para etmez gelir hayallerin. Hayali olmayana para gelir yaşamanın tek anlamı. O yüzden hayali olanların hayalleri intihar etmesin. Benim hayallerim intihar etsin her birinin yerine. Kalbimdeki cenazelere eklense bir tane daha çokta mühim olmaz. Ağıtlar artsa kimse duyup rahatsız olmaz.
  Şu dünya hayallerime değmeyecek kadar değersiz oysa. Ölen hayallerim bunu sorun da etmez.
(Saat: 11.58)
(Saat: 12.42)
   Yazmaya ara veriyorum, biraz. Tekrar başlıyorum. Yoruldum galiba. John Coffey gibi; "Yoruldum patron yağmurdaki bir serçe kadar yalnız olmaktan yoruldum." Onu çok iyi anlıyorum. İnsanlarla yaşanmıyor. Çünkü insanca yaşamıyoruz. Hayvanlara yapılan eziyet haberlerini görünce çok utanıyorum. Kim yapar bunu birbirine hangi canlı? Galiba her birimizde hükmetme isteği var, acımasızca. Kaderin ellerinde olmasını istiyorlar. "Yapıp yapmamak benim elimde." inancı onlara barbarca bir güç veriyor. Güzel yurduma yakışmıyor bu insanlar. Bu insanların hayata dair hayalleri yok. Hayalleri olan insanlar kötü olmaz. Hırsları olanlar en çok kendini batırır. Ama farkına varmaz. Şükür ki yiyecekleri bir tokat var. Ve pişmanlıkları fayda vermeyecek.
  Ah biz insanlar, insanlığın neresindeyiz acaba? Gerçekten yoruldum, uzun yollar yürümek isteyecek kadar yoruldum. Yorulmam gereken daha çok yol var. Gücüm yok. Samimiyet dilenecek kadar fakirleştim. Samimi olmayacak kadar bencilsiniz.
  Süremiz doluyor, pişman olduğum bir hayat yaşamış olmaktan korkuyorum. Kırıldığım kadar kırmadım kimseyi. Kalbim artık onarılmayacak kadar harap. Biliyorum daha tahmin bile edemeyeceğimiz kırgınlıklar yaşayacağız. Anlamını bilmediğimiz kelimeler öğreneceğiz . Yolunu bilmediğimiz kalplere uğrayacağız. Daha çok yarı yolda bırakılacağız. Daha akmayan gözyaşlarımız var.
  Daha kurulacak hayaller, hayallerin atlayacağı uçurumlar var. Kan gölüne dönecek kalpler var. Dökülecek, beyazlayacak saçlar var. Geçecek mutluluklar, gelecek acılar var.
  Hayallerde malzemeden çalmıyorum. Ama yıkılabiliyor. Galiba olmayacak insanlarla kuruyorum hayalleri. Ve size yaptığım küçük bir haberle veda ediyorum.
  "Soğuk bir tepede meydana gelen olay, büyük bir şaşkınlık yarattı. Son süratle gelen hayal, tepede çığlık çığlığa bağırdı. İnsanların yüzüne tükürdü. Onu buraya sürükledikleri için. Yetkililer ne yapmaları gerektiğini bilmiyordu. Ve hayal kendini boşluğa bıraktı. Genç bir kızın çığlığı gibi, bir annenin ağıtı gibi, bir dedenin hıçkırığı gibi, bir delikanlının kan çanağı gözleri gibi, insanlığın çöküşü gibiydi atlayışı. Haber yaptık bunu. Atlayan bir insan mıydı, bir hayal miydi, bilmiyoruz. Bildiğimiz insanlar hayalleri yaşatmaz, hayaller insanı yaşatır. Bildiğimiz kimin öldüğü değil. Bildiğimiz geçmeyecek olan şaşkınlığımız.
  Şahit olduğunuz bu tip olaylar varsa söyleyin haberini yapalım. Ölen hayaller yaşamıyorsa yaşayan insanların anlamı olmuyor."
(Kaç zamandır yazamıyordum. Zor oldu tekrar kalemi yazıya kavuşturmak. Yazdıran Rabbe şükürler olsun. Okuyan gözlerde dert görmesin. Sevgiyle, sağlıcakla kalın. Tüm sevdiklerinizle Allah'a emanet olun.)
"Aşkı Zikreden Yazar" 


18 Ocak 2017 Çarşamba

Yazarın Kayıp Sayfaları 1




  Nefret ediyorum bazen her şeyden. Ne acı değil mi? Oysa ki hayattan nefret edilmemeli. Çünkü nefret olgusunu yaratan insanlar değil mi? Bu yükü hayata yüklememeli. Canımı yakıyorlar sürekli, bağırıp çağırıp susuyorum. Bağırıp çağırmalarım sessiz benim. Soluksuz susuyorum. Kimsenin de umurunda değil sustuklarım, gözyaşlarım, kırgınlıklarım.
  Kimse omuz vermiyor bu hayat oyununda. Dizlerim kan içinde, çok düştüm. Kalkmaya mecalim yok artık. Başımı doğrultacak gücüm yok. Herkesi tebrik ederim bana karşı olan hayat oyununu kazandınız. Sonsuz tebrikler önünüzde saygıyla eğiliyorum. Evet, evet saygıyla. Şaşırmayın sizde olmayan bende var, var olmaya devam edecek. Eğer biraz saygınız olsa gülüşümü soldurmazdınız bu denli, bu denli akmazdı gözyaşlarım. Kırgınım hiç geçmeyecek kadar ve yorgunum hiç yaşamayacak kadar.
  Acının bir sonu yok Değerli Okuyucularım ya da yazılanları hiç  okuyamayacaklarım. Sanmayın ki en kötü olanını daha yaşamadınız. Daha yaşamadıklarınız en acıları. Ne oldu çok mu dürüst oldu dediklerim? Böyle, böyledir; böyle olagelmiş ve böyle olacak. Nasıl daha iyisi her zaman varsa daha kötüsü daha acısı da her zaman var olmaya devam edecek.
  Ben yaşayamıyorum şu insanlarla. Gitmeli miyim? Nereye acaba? Kendimden kaçabileceğim bir yer varsa söyleyin. Yazıyorum ama yırtıp atacağım bu sayfaları. Akıllının biri bulmasa bari. Bulup okumasa okuyup insanların okumasına sebep olmasa. Akıllı çoktur hayatta. Bulur birileri. Söyleyin o bulan kişiye Değerli Okuyucularım bana akıl vermeye kalkmasın. Ne oldu üslubum mu kaba? Kusura bakmayın zamanında çok kibar davrandım insanlara, hakketmedikleri kadar. Okursanız sizde akıl vermeye kalkmayın. Çok beğenmediyseniz okumazsınız eğer bulan birileri olur da okursanız. Olmasın bulan birileri temennim bu yöndedir. Bulmasınlar beni kayıp olayım. Kaybolayım. İnsanların arasında silikleşeyim. "Yanlarından geçeyim de görmesinler beni." bu değil isteğim.
  Geçmeyeyim kimselerin yanından. Kalem, kağıt olsun yanımda, özgürce yazayım. İğreniyorum, insan kılığındakilerden. Herkes uzman olmuş konuşmalarına bakılırsa. Siyaset uzmanı olmuş, mesela herkes. Onların dediklerini yaparsak kurtulurmuşuz. Bak sennnn. İşte bu yüzden ilerlenmiyor kardeşim. Niye işini en doğru şekilde yapmak varken; her salataya marul oluyorsun. Susmayı da bil bazen. Saygım azalmasın daha fazla size.
  Ya neyse yine canımı sıktınız. Hayal kuramaz oldum. Robotların benden daha fazla işlevi var. Hislerim yok olmaya başlıyor sanki. Kazandınız diyorum ya saygıyla eğiliyorum önünüzde. Yazıyorum ya yetiyor. Bir şey söyleyim mi, hiç birinizi sevmiyorum artık. Sağ olasınız kendimi de sevmiyorum artık. Yazdığım karakterlerde beni sevmez oldu. Hepsi baş kaldırıyor. Neymiş efendim; insanları sevmiyormuşum karakterleri sever miymişim? Size mi soracağım deyip çarptım kapıyı çıktım. Nereye gideyim çalacağım bir kapı yok. Eve gidiyorum, gitmiş oluyorlar. Huyları bir anda ortaya çıkmaktır da.
  Neyse yoruldum yaşamaktan yoruldum. Konuşma şeklim değişti. Sesim yüksek çıkıyor artık konuştuğumda. Nadir de olsa konuşuyorum o zamanlar da işte. Herhalde beni duysunlar diye yüksek çıkıyor sesim. Ama konuşmadıklarımı duyun. Anlayın be ne olur? İnsan değil misiniz? Affedersiniz unutmuşum değildiniz. Bir insan ben mi kaldım? Ama sizde beni insandan saymıyorsunuz. Haklısınız ben dünya oyununu sizin oynadığınız gibi oynayamıyorum. Bilmiyorum kurallarını. Yenilmiştim doğru. Soluk almaya mecalim yok. Şu yazmak olmasa ne yapardım, iyice delirirdim ne olacak. Hafifte deliyimdir zaten. Eğer okuyan olursa farklı bir şey demez benim için nasılsa.
  Yazdım, yazdım uzun oldu. Yoruldum, yoruldum tez oldu. Genç yaşım, yaşlılığım oldu. Bastonum, dayanağım; kalemim oldu. Yüzümü okşayan, bana omuz veren; kağıdım oldu. Bir ben uymadım şu hayata, bir ben olamadım.
  Kalemim de kızıyor bana. "Yazma böyle şeyler." diyor. "E ne yazayım, olanı yazıyorum" diyorum. Okşuyor elimi içli bir şekilde "Haklısın." diyor. Bazen benim yazamayacağımı o yazıyor. Var olsun kalemim, Dertdaşım benim.
  Uzadı yine yazılanlar. Kimseyle paylaşmayı düşünmüyorum. Kayıp bu sayfalar, kayıp kalmalı. Bunlar hazine gibi bulanı zengin etmez. Başlı başına acı eder. Bir iki gülmeme sebep olmasa geceyle gündüzü ayırt edemeyecek haldeyim.
  Okusanız bile Yazarın Kayıp Sayfaları'nı bilin yazarın kayıp kalacağını.
  Son tavsiye Kayıp Yazar'dan size "Siz bulun kendinizi."
 
 "Kayıplığın İmzası Olmaz" 
 
 
(Ne zordur kayıp olanı gün yüzüne çıkarıp yazmak. Hele ki aksiyse satırların sahibi. Sağ olsun bana fazla zorluk çıkartmadı. Usulca araladım perdeleri gün ışığından yazdım kayıp olanları. Akıttım yaşadıklarını kalemimden, değmeden yaralarına. Gecesi korkuttu. Gündüzü de gündüz gibi değildi. O kayıp kalacak, hayata imzası bu. Özür dilemeyecek üslubu için. "Çok beklersin." dedi bana. Ondan dilenecek çok özür varmış. "Bu onları affetme, özürlerini kabul etme şeklim." diyor. Ne deyim yazmak, ne ağır, ne hafifletici. Kayıbı bulmazsınız, bulduğunuzu sanar sizde onunla kaybolursunuz. Kayıbım bende. Hepimiz bir parça kayıp değil miyiz? Kayıp parçalar görmezden gelinemez. Ya kabullenirsiniz kayıp yanınızı ya da kayıplığınızın yanında daha da kaybolursunuz. Sabrınıza sonsuz teşekkürler ve sevgiler. Hepimizin kayıp yanına yazıldı yazılınlar. Kayıp yanımıza yazmış olmalı... Sağlıcakla kalın...😊 )
 
 
"Aşkı Zikreden Yazar" 

15 Ocak 2017 Pazar

Kurduğunuz Hayallere Şu Anda Ulaşılamıyor

 13 Ocak 2017
(Saat 09.30'da yazıldı.)


Lütfen Daha Sonra Tekrar Hayal Kurunuz

 
  Zamansız mıdır hayatta ki duygular? Hiç beklemediğin anda mı oluşur bazı hisler? Zamansız olan gözleriydi bana sorarsanız. Kalbimin ortasına nasıl düştü gözleri? Onu görmeme gerek olmadan, hayali yetiyordu beni darma duman etmeye. Nasıl bu kadar güçlü olur, nasıl yerle bir eder bu kadar?
  Ben ki dünyadan kaçıp hayallere sığınan bir insan, kaçamıyorum ondan. Artık hayallerimde de o var. Bu nasıl bir imtihandır? Bu kadar uzak olup, bu kadar yakın olmak. Gözlerinin karanlığına hayran olup adım attığım gün kayboldum. Ama alışıyorum karanlığa. Yolunu bulup buradan çıkmam lazım. Artık hayallerime ulaşamıyorum. Sürekli olarak "Kurduğunuz hayallere şu anda ulaşılamıyor. Lütfen daha sonra tekrar hayal kurunuz." uyarısı alıyorum. Gözlerim isyana kalkıştı. Uykuyu reddediyorlar. Gece uyuyamıyorum, sabah kalkamıyorum. Sabahları baş ağrısı yerleşti yanıma. Gitmeye niyeti yok, bakışlarından anlıyorum.
  Uykularım nasıl beni terki diyar etti anlamıyorum. Uykularımda dinlenirdim ben. Yorgunum uzun zamandır. Uzun zaman oldu gözlerinin karanlığında kaybolalı. Bu halime alışamadım pek. Kapitalizme benziyorsun biraz da. Kalbime yerleşmene lafım yok. Gözlerimin seni aramasına da. Ama hayallerimi sömürmen, anlam veremiyorum ona. Ben ki hayal evreninin en yetkilisi, şimdi oldum en yetkili delisi. Gözlerin, işte bütün meselede bu. Karanlığından çıkamıyorum. Kaçamıyorum gözlerinin gecesinden. Bir hayalime ulaşabilsem, kaçacağım karanlığından. Ama bütün aramalarım boşa çıkıyor. Sistem de bir hata var. Ne yapayım devlet yetkililerine mi sesleneyim? Var mıdır bir çaresi onu da bilemiyorum? Kısacası aklımda sen, aklım sen.
  Kızıyorum zamanla bizi karşılaştırmayan tesadüflere. Ne olur sanki yollar sana çıksa? Hayal evrenimde değil, gerçek dünyada. Ama yok! Gözlerim seni ararken kayboluyorsun sanki, aynı yolda yürüyor olsak bile. Eğer değilsen kaderim, neden bu denli sana kurulmuş hayallerim. Tesadüfler bizim için tedavülden kalktı sanırım. Şimdi söyle bizi karşılaştırmayan tesadüfe mi kızayım, karanlığın da kaybolduğum gözlerine mi kızayım, yoksa senden başkasını bilmeyen hayallerime mi?
  Hepsini elimin tersiyle atıp yine kendime kızıyorum. Nasıl düştüm bu hale diye? Nasıl bir duygu ki hem bütün duygulan içinde  hem de hiçbir duygu yokmuş gibi hissizce. Bende kalan fotoğrafına bile bakamıyorum. Sanki anlayacaksın sana baktığımı. Zaten anlamadıysan bu da senin ayıbın. Küçükken oynadığımız oyunlar gibi basit olsaydı hayat. Büyüklüğün karmaşasında kaybolmasaydık.
  Daha küçükken görmeseydim zeytin gözlerini. Tutulmasaydım siyahına. Hatırlar mısın? Bilmem, küçükken çok kızdırmıştın beni, ben de "Gözlerini yedim işte sennniiinnnn." diye bağırmıştım. Hâlâ zeytinlere baktıkça karanlık gelir aklıma ve o karanlıkta gönüllü kayıp olan ben. Hâlâ her zeytini parmaklarıma alıp yukarı kaldırıp gözlerini düşünürüm. O an gelir oturursun karşıma, kayıplığım gelir aklıma. Yetim öksüz olmak gibi değil aşkının kayıbı olmak. Sen olamazsın ailem gibi. Ama sensiz de olamıyorum ben gibi.
  Ne acı değil mi, haberin yok sana yazılan bu satırlardan. Belki de hiç olmayacak. Kim bilir kimlerin şiiri oldun. Şairin olmayı çok isterdim. Ama ben de şiirine şair olacak yürek yok. Sessiz başladı bu sevda, sessizce bitecek. Karanlığın yutacak çığlığımı. Gözyaşlarım aydınlatmayacak gözlerini. Ve benim gidecek yerim yok. Hayallerimi istila ettin.
  Karanlığın her geçen gün yutuyor beni. Yollar bizi birleştirmiyor. Dünya farklı yönlere koyuyor bizi. Doğuyla batı, kuzeyle güney gibi ayrılıyoruz. Ben sevdama inat Asi gibi ters yönde çabalarken, sen Meriç gibi taşkınlar yapıyorsun. Ne ben ters akıp sana ulaşabiliyorum, ne sen yatağından çıkıp bana.
  Kabullenir miyim bu durumu, bilmiyorum? Bilmek benim harcım değil. Ama sevdamın ağırlığı kalbimde, her şeye bedel. Bil ki sevdama sahip çıkacağım. Var olmaya devam edecek. Yollar bizi belki bir gün karşılaştırır. O gün sevdamın yükünü sana devredeceğim. Karanlığından çıkacağım. Belki hayallerimi de kurtarırım. O gün ya sen de tutarsın ellerimden beraber yürürüz, ya da bırakırsın beni ben yürümeye devam ederim. Hayatta seninle var olmadım, sensiz varlığımda sona ermeyecek. En fazla anlamı olmaz yazdıklarımın.
  Lütfen o gün tut ellerimden, yoruldum ben. Çok görme bana omzunu. Benim omuzlarım çöktü dertlerimden. Sevgili, sana yazmak zor, ağır. Ama hafifledi kalbim. Karanlığım aydınlandı bir nebze. Mektubun sonuna geldim. Okursun günün birinde, zamanın delicesine aktığı bir yerde.
  Teşekkür ederim, dünyanın cehennemine karanlığının Cennet'inden bahşettiğin için. Belki anlamsız olacak, belki sıradan ama bu sözü ben kimseye söylemedim, sana bile. Ama yazıyorum sadece sana. Duymayacak bunu benim sesimden belki kulakların. Sadece oku yazdıklarımdan, bunca yazılanın özeti iki kelimeye sığdı işte; "Seni Seviyorum."
 
 
(Yazdıklarım yazmayı planladığım romanın sayfa sayısını bilmediğim satırlarıdır. Farklı bir yazardır değil mi bunu yapan? Ama benim doğalımda bu. Düşünceler yazıya dökülmek istedi. Yapabileceğim .bir şey yoktu yazmaktan başka. İnşallah bir gün bütün haliyle yazmış olurum. Satırlar kitap kokusuna karışır ve bizler içimize çekeriz o kokuyu. Okuduysanız eğer sabrınıza sonsuz teşekkürler. Asi kadar diretin hayallerinizde, Meriç kadar genişletin hayal evreninizin sınırlarını. Merak etmeyin hayal evreninde toprak hesabı yapılmaz, dünyadakinin aksine.
 
Sevgiyle Kalın...😊)
 
 
"Aşkı Zikreden Yazar"  

8 Ocak 2017 Pazar

Bazı Biletler Can Kenarı Olur (Yolculuk Anıları 4)



Yorgundu yolcu, yabancı gibi girdi kapıdan içeriye. Sıkıntılı görünüyordu. Gişeye yaklaştı. Sanki telaşlı mı neydi? Kaçar gibi sıkıntılıydı hali.
  "Bir bilet, bir bilet cam kenarı değil, can kenarı olsun." dedi. Anlayışla gülümsedi karşısındaki. Ahh şu içine yolculuk edenler, ne de yorgun, ne de korkak, tuhaf ama bir o kadar da umutlu olurdu.
  Bileti elinde, bir köşeye yaklaştı. Boştu yolculuk edeceği aracın tüm koltukları. Ne tuhaf aracı sürende yoktu. Böyle olur içe yolculuklar; yolcusu da, hostesi de, aracı kullanan da sen olursun. Kabullenişle kapadı gözlerini. Ne o bir iki damla yaş mı aktı gözlerinden? Sanki dudaklarında bir gülümseme mi vardı? Ya da, ya da bu çelişki umut demek miydi?
  İlerlerken yolculuğunda tökezledi bir an sarp kayalara gelmişti, dik yokuşlara, bir yanı güllük gülistanlık kumsallara. Tanıdık bir havası vardı. Tanıdı da tabelada "Çocukluğun" yazıyordu. Rakım, nüfus, km... bunlar yoktu. Dökülen gözyaşı, atılan kahkahalar, çocukluğun tertemiz dünyasının sınırsızlığı, umudun uçsuz bucaksızlığı, kırılan hayaller... bunların hesabı yapılmıştı.
  Bir çocuk yaklaştı, yanına tanıdık. Tuttu kendi ellerinden "Gel" dedi. Gitti. Ağlayan çocuğun gözyaşlarını sildi. "Ağlama" demedi. "Bu son, bir daha üzülmeyeceksin." demedi. Kandırmak istemedi kendini. "Ağla" dedi. "Ağla, ağla emin ol geçecek, yine güleceksin, kalıcı değil hiçbir acı." dedi.
  Başka yönde sessiz bir çocuk vardı. Yabancı gibi, çocukluğunu benimseyememiş gibi. Tanıdı onu Yolcu tanımaz mı. Umudu kırılmış, arka plana itilmiş, özgüveni darma duman edilmiş kendisiydi. Yanına yaklaştı, çocuk garipsedi onu. Uzaklaşmak istedi. Yolcu tuttu ellerinden ve gözlerinin ta içine bakarak: "Yapabilirsin, başarabilirsin. Düşeceksin elbet, en dibe hatta, yanında kimseler olmayacak, yüzde çevirecekler sana, Takılma inancın varsa başarabilirsin. İşte bunu bil, bunu unutma." dedi.
  Başka bir çocuk nasılda mutluydu. Hesapsızca savuruyordu kahkahalarını gökyüzüne. Doğa durur mu hiç; ya rüzgarıyla saçını okşuyordu, ya güneş ışıklarıyla kalbini ısıtıyordu. Yolcu yanına yaklaştı. İzledi onu "Nasılda mutluymuşum. Nasılda almamışım dünyanın yükünü sırtıma hamal gibi." dedi. Bir "Aferin" çekti kendine. Çocuğun yanına yaklaşıp "Heybemde mutluluk kalmamış, benim zamanımda ki insanlarda hiç yok. Bir parça verebilir misin? dedi. Çocukluğun cömertliği, büyüklüğün büyük cimriliğine kocaman bir nanik yaptı. İlk olarak Yolcunun kalbini okşadı. Sevgisini verdi, kocaman bir gülümseme verdi. Açtı heybesini herkese yetecek mutluluğu verdi. Ve Yolcuya gülerek; "Yahu içinizde ki mutluluk size de çevrenizdekilere de yeter. Neden oraya bakmıyorsunuz ki." dedi. Yolcu mesajı almıştı. Sarıldılar birbirlerine. Yolcu "Tamam, tamam içime bakacağım. Etrafımdakilere de öneririm." dedi. Umutsuz muydu sanki? Yok yok değildi. İnanç varsa umut vardır.
 Şiddete maruz kalan bir çocuk gördü. Sevgisizlik şiddetine. Fiziksel şiddetten daha çok acıtır bu. "Seni seviyorum." dedi. Avazı çıktığı kadar bağırdı; "Seeeeennnniiiii sevvviiiyooooorrrruuummm." Çocuk güldü, Yolcu güldü. Çocukluğun siyah beyaz evrenine gökkuşağının renkleri dağıldı.
  Yolcu cesurdu ki çocukluğunu gelebilmişti. Kendini sevdi. Tekrar gelmesi gerekecek bildi. Gözlerini açtı. Etrafındakiler sanki söz birliği etmişçesine hiç bir şey demedi. Ama bakışlar manidar; "Helal olsun", "İşte bu", "Göster kendine kim olduğunu", "İşte böyle seveceksin kendini" diye bağırıyordu bakışlar.
  Gözleriyle teşekkür etti. Girdiği kapıdan çıktı. Ne zaman gelmişti, bilmiyordu. Gece mi olmuştu, gün mü doğuyordu. Yazdı sanki ama yolcuyu çarptı rüzgar. Sırtını sıvazladı "Aferin sana" dedi rüzgar. Rüzgar, bu rüzgar tanıdık geldi yolcuya. "Sağ ol." dedi tüm içtenliğiyle.
  Yolculuğu başlamıştı içine, bitmeyecekti artık yolculuklar. Nice yolcular geçecekti bu yollardan. Her daim kazanacaklardı.
  Yolcu dünyaya göre karanlığa kendine göre aydınlığa yürümeye başladı. Kendini sevdiğini hatırladı. Kendini hatırladı. İnancı vardı. İnanç varsa umut her daim var olmaya devam edecekti. Bağırdı. Duydu kimileri "Tamam bu bizim delilerden." dedi. Kendini akıllı sananlar garipsedi.
  Yolcu umudu olanlara selam çaktı. Yolculuğunu okuyanlara, dinleyenlere teşekkür etti.
  "Ve sadece, sadece umudu olanlarla yeni yolculuklarda görüşürüz." dedi.
  Umudu olanlara selam olsun...
 
"Yolcu "
 
"Bu yazı bize yazıldı. İçimizde ki kocaman biz ordusuna. Mutlu olmak istiyorsak ilk onları mutlu etmeli, akan gözyaşlarını silmeliyiz. Misafir olmalı arada bir çaylarını içmeliyiz. Atmamalıyız kendimizi kör kuyulara kimsesiz bırakmamalıyız. Çocukluk kurtarılmayı bekliyor tüm çırpınışlarıyla. Ne olur bir gülüşü çok görmeyin kendinize. Okursanız eğer bir kere gülümsemeden ayrılmayın bu sayfadan. Tüm içten sevgilerimle, içinizdeki çocuğa selam olsun..."
 
 
"Aşkı Zikreden Yazar"
 
 



4 Ocak 2017 Çarşamba

Kapatın Dünya'nın Işıklarını Gidiyoruz

 
 
 Neyin önüne geçmek isterdim şu hayatta?  Herhalde zamanın. Ama olmayacağını biliyorum. Bir şelâleden daha hızlı akıp gidiyor zaman. Bizler ya tam ortasında hızını kesmeye, ya kenarında ona dahil olmaya ya da arkasından ona yetişmeye çalışıyoruz.

  Bazılarımızın zamanı bitiyor. Ve "Zamanın bitti, gidiyoruz." deniyor. Geride kalanlar ağlıyor, akıllarına ölüm geldiği için mi, zamanı biten kişiye mi? Yoksa zamanlarının dolmaya başladığı akılların geldiği için mi? Çünkü ölüm bize "Sizin için de geleceğim." der ve gider.
  Ama artık biz dünyayı yaşanmaz hale getirdik. Belki bir gün bize toptan "Kapatın ışıkları gidiyoruz." denecek. Sonra yaptıklarımız izletilecek. Acaba kaçımızda izleyecek yürek var? Ne kadar iyiyiz? Ben izleyebilecek miyim kendimi bilmiyorum.
  Yaşam bazen çok karmaşık geliyor. Büyümek gibi. Eskiden dizi izlerdim, şarkıları takip ederdim. Artık haberleri kaçırmıyorum. Yakından takip ediyorum olayları. Öğrendikçe bilmek istemiyorum. Bildikçe çok cahilim diyorum. Kendimi izlemeye yüreğim var mı o gün bilmiyorum.
  Büyüdükçe türküler hayatı daha iyi anlatıyormuş, anlıyorum. Türkülerin bağrı gerçekten yanıkmış, anlıyorum. Saz kalbin tellerine vuruyormuş aslında. Aslında ney sızılarımızı dile getiriyormuş.
  Hayat, geçiyor bir türkünün sözleri gibi. Ve bir gün bize "Kapatın Dünya'nın ışıklarını gidiyoruz." denecek. "Size verilen Cennet'i yok ettiniz. Hep şükürsüzdünüz. Aklınız hep sizde olmayanlardaydı. Sahip olduklarınızın asıl sahibinin kendiniz olduğunuzu sandınız. Kapatın, kapatın ışıkları gidiyoruz. Işığın değerini bilemediniz, karanlığı tadın belki seversiniz. Yada seveceksiniz. Yaptıklarınızdan karanlığı istediğiniz okunuyor." denecek. Benim verecek cevabım yok. Cevabı olan beri gelsin.
  "Kapatın Dünya'nın ışıklarını gidiyoruz." özetimiz bu bizim. İnsanlığımız bu bizim. Peki gelmek istemeyenler gelmeyecek mi? Paşa paşa gelecekler. "Gelir misiniz?" diye sorulmayacak.
  İyi şeyler yazmak isterdim. Mutlu anlar, zamanlar yazmak isterdim. Çocukların ağladığı, bilerek ağlatıldığı dünyada iyi şeyler yazılmıyor bazen. Yalan söyleyemem mutlu olduğum zamanlar var. Ve sevdiğim insanlar iyi ki varlar. İnsan kalamayanlar arasında dünyayı yaşanılır hale getiren sevdiklerim iyi ki varlar.
  Ne deyim ben şimdi. Yaşayamadık bu dünyada. Marsa gitmeye çalışıyorlar. Çabaları takdire şayan. (Bilmiyorum olur mu?) Ama insan aynı insan. Ne değişir ki gezegen farklı olsa. Küçük bir tavsiye olarak: "Kötülüğün seninle olduğu müddetçe ne değişir. Mekân değişse." derim. Ama bu tavsiyenin bir önemi yok.
  Ne deyim ben şimdi siz en iyisi;
  "Kapatın Dünya'nın Işıklarını Gidelim"
  Yaşayamadık biz bari gitmeyi bilelim...
 
"Aşkı Zikreden Yazar"