31 Aralık 2016 Cumartesi

Geçmişe, Yaşadığımız An'a ve Geleceğe Mim

 

 
Olsundu
 
Sonlar yazılmalıydı başlangıçlar yerine,
Kötü başlangıçlar olmadan yaşanmalıydı iyi sonlar.
Çizgi filmler çoğalmamalı,
Masallar dolaşmalıydı dilden dile.
Kavuşmalarda olmamalıydı,
Sanki niye vardı ayrılıklar?
Beyaz atlı prenste beklenmemeli,
Herkes kendi atıyla yolculuğuna çıkmalıydı.
Lunaparklarda olmamalıydı,
Gökkuşağından kayıp, sarmaşıklarla sallanmalıydık.
Gözyaşları da olmalıydı ama,
Ya gülmekten ağlamalı ya mutluluktan.
Ne olurdu sanki olsundu bunlar,
Zamanı olmasaydı mutluluğun,
Zamansız olsaydı kapımızda mutluluklar...
 
                                                                           "Aşkı Zikreden Yazar"
 
 
 
Uygun olur diye düşündüm bu şiir geçmişe, yaşadığımız ana ve geleceğe. Ben zamanı geçmiş, şu an ve gelecek diye adlandırdım hep. Hani yıllar ,aylar, dakikalar fazla ayrıntı gibi. Hiç yeni yıl dileklerim olmadı. Yani sadece yeni yıl için dilemedim. İnsan için her an harekete geçmesi için bahşedilmiş bir fırsattır bana göre. Her an hayal kurabilen, dua edebilen birisiyim. Benim dünyam evrenden geniş :) O nedenle sırlamaya kalksam istekleri, kendi dünyam kadar geniş bir yer bulmam gerekir. Bu nedenle bana kalsınlar. Gerçekleşen olursa, yazarım :) Her güneşin doğuşunda fırsat verilir yaşa diye. Eğer hâlâ fırsatın varsa yaşa. Çünkü geçmişe yolladığın her an, sana ait olan kum saatinden çalıyor unutma. Vaktin dolduğunda yaşayamadıkların için üzüleceğin değil yaşadıkların için gülümseyebileceğin bir hayat bırak geride. Ve ne olursa olsun iyi insan olmaktan vazgeçme. Tüm Gönüldaşlara Sevgilerimle...
 
Geçmişe, yaşadığımız ana ve geleceğe yazıldı yazılanlar...

29 Aralık 2016 Perşembe

Sevmek Vatanı Bütünüyle

 
Sevmek Vatanı Bütünüyle
 
  İnsan ölümlü varlık. Öleceğini bile bile ölümsüze koşan varlık. Ölümüne hızla, geri dönülmez bir şekilde yol alırken bile farkına varamayan varlık.
  Nasılda geçiriyor kimileri tırnaklarını daha derine, kalıcı olmak için. Olamayacaksın. Bir avuç topraksın, sonunda toprağa karışacaksın.
  Elbet, verilmiş sana yaşamak, yaşayacaksın. Vatan verilmiş gerekirse uğrunda öleceksin. Bileceksin "Vatan sevgisi imandandır." Vatanın için iyi yaşayıp,  şanlı bir şekilde şehitlikle şerefleneceksin.
  Vatanımı çok seviyorum Gönüldaşlar. Hayatımda ilk olarak Müslüman doğduğuma şükrederim. Sonra Türk olmam, Türkiye'de ve Trabzon'da doğmam, tabi ki ferdi olduğum ailem için şükrederim. Ama şükrettiklerimi benim için anlamalı kılan Müslüman olmamdır. Müslümanlığım çıkarsa anlamsız olurum. İnancıma sadık kaldığım kadar ben benim.
  Niye anlatıyorum ben bunları değil mi? İçim acıyor vatanım için şehit düşenleri gördükçe ve onlar üzerinden pervasızca siyaset yapanları gördükçe. Benim vatanım Cennet. Ben Ötüken'den  Anadolu'ya benim. İnanırım ki Rabbim Anadolu'yu Türklere hazırladı. İnanırım ki dünyanın dengesi biziz. Adalet değil mi bizim yegane inancımız. Biz doğruluğu bilmez miyiz Orta Asya'dan beri. Türk İslamiyet'ten önce de adaleti ve iyiliği ile bilinmedi mi. Bilindi, sanki Rabbim Türkü İslamiyet'e hazırladı. Efendimiz'in  övgüsüyle şereflendirdi.
  Ama görüyorum ki hesaplar değişmiş. Kanla aldık bu toprakları, kan hiç durulmadı buralarda, hâlâ akmakta. Bölmek, vatanımı bölmek. Hangi parçasını vermek? Ana geçer mi yavrusundan? Tarihine bak kim geçmiş toprağının bir parçasından?
  Sevmedim siyaseti, hiç sevmeyeceğim. Ama bilinçli olmam gerektiğini biliyorum. Okumaya, izlemeye, bilmeye ve sevmemeye devam edeceğim. Şunu açık yüreklilikle söylüyorum ki hiç bir ülkede hükümetine karşı bu kadar aşırıya kaçan ithamlar duymadım. Küfür, aşağılama vs. yakışır mı bunlar bize. Biz bu değiliz. Oy vermeyebiliriz, sevmeyebiliriz. Ama aşağılamak bu yakışmaz, yolu bu değil, olmamalı. Sen kimsin ki ne kadar üstünsün ki bu hakkı kendinde görebiliyorsun. Muhakkak ki "Üstünlük ancak Takvada'dır." Allah katında üstün olabilirsin, ey insan kandırma kendini. Ya kapalı olan insanları aşağılamak. Çarşaf bir aşağılama sebebi mi ya da baş örtüsü. Bunları yazarken içim acıyor. Gözlerim bana direniyor. İnsanların birbirini dış görünüşünden yargılaması, yargılamayı bırak aşağılaması acınılası bir durum. Bırak kardeşim Müslümanlığı insanlığına sığar mı bu yaptığın? Tamam, tamam üstünsün sen dev aynandan bakmaya devam et. Parçalanıp, parçaları gözlerini ve kalbini kanatıncaya değin bakmaya devam et aynana sen.
 Evet bir olacağız, dünya ağzını açmış, çözülmemizi beklerken bir olacağız. Ötekileştirmeyeceğiz kimseyi. Ve seveceğiz vatanımızı. Eleştireceğiz hükümetimizi ve siyasilerimizi. Ama saygı çerçevesini aşmayacağız.
  Rusya Ukrayna'yı vururken, Rus halkı Ukrayna'ya yardım gönderiyordu. Ve "Devletimiz onları vuruyorsa bu bizim yararımızadır." diyordu. Bunu yazarken, ülkemiz bir yerleri vursun, bizde haklısın diyelim diye yazmıyorum tabi ki. Sadece bağlılığa bakar mısınız. Yapılan harekete katılmasalar bile her zaman dışarıya "Biz biriz" mesajı veriyorlar. Devletlerini dışarıya karşı her daim savunuyorlar.Bizler parçalanmışız ama. Aman yanlışlıkla  destekleyici bir söz söyleriz. Yapılmak istenen de bu zaten. Çünkü biz onlara "Çanakkale'yi yaşattık, "İstanbul'u aldık onlardan, Anadolu'yu Türkleştirdik. Baktılar birlik içinde olmuyor, parça parça alalım bari diyorlar.
  Tarihini unutturuyorlar, uyuma. Yugoslavya parçalandığında halka "Ülke parçalanırken siz neredeydiniz?" diye sorulduğunda cevap içler acısı "Televizyon izliyorduk." oldu.
  İlk emir "Oku" Müslümansın sen en çok sen oku. Tarihini bil, alınmaz deneni alan sensin. Ötüken'den Anadolu'ya sensin.
  Uyuma, uyutma. Avrupa medeni değil. Bunu kabul etmeyeceğim. Müslümanların kanın göüyorum onlara baktıkça. Müslüman çocuklarının yaşanmadan kırılmış hayatlarını görüyorum. Kızılderililer'in yok edilişlerini görüyorum. Kızılderililer halen daha yolu, suyu, elektriği olmayan yerlerde yaşıyorlar. Dünya Sözde Ermeni Soykırımı'nı konuşana kadar Kızılderili katliamını konuşsun. Bile bile öldürülen, sözde demokrasi getireceğiz diye ölüme terk edilen Müslümanları konuşsun.
  Benim başka gidecek bir vatanım yok. Öleceksem burada öleceğim. Başka ölecek yerim yok.
  Özendiğim bir ülke yok, millet yok. Çünkü kim olduğumu ve neler yapabileceğimi biliyorum.
  Ve vatanım seni bütün halinle, var olan farklı insanlarınla, ağacınla, gökyüzünle, yağmurunla, toprağınla seni olduğun gibi seviyorum. Daha iyiye gideceğini biliyorum.
  Sadece Şehidim affet beni. Şehidi olduğun bu vatana belki bazen yakışmıyorum. Sana ne kadar teşekkür etmem gerektiğini unutuyorum bazen. İzliyorsun bizi biliyorum, affet.
  Birde tarihimiz sadece Osmanlı ve Cumhuriyet'in ilanından ibaret değil. Birbirlerine karşı yarıştırmaktan vazgeçin. Orta Asya'da başladı tarihimiz ve Anadolu'ya kadar devam etti. Devam ediyor, edecek. Metehan'da biziz, Atillâ'da biziz, Alparslan'da biziz, Nene Hatun'da biziz. Unuttuk mu onları ve nicelerini, Asla. Kadını erkeği fark eder mi biz birlikte yazdık tarihi. Analarımız elleri öpülesi, bizleri yetiştiren analarımız. Sizin ve büyüttüğünüz bizler için şehit olan yiğitlerimizin hakkını ödeyemeyiz.
  Bu vatan bir, bir olarak kalacak. Eğer ayrılmak isteyen varsa kendi olarak ayrılabilir. Kanla alınan bu topraklar, kansız verilmeyecek.
  Ve bizler son nefesimizi bütün olan vatanımızda, Rabbim'in izniyle bir olarak vereceğiz...
 
"Aşkı Zikreden Yazar" 
 
(Bazen yazmak çok ağır olur. Kalem taşımaz yükü. Ama kalbim taşıyamadığı yükü kaleme devretti. Kalem sağ olsun yazdı. Şunu da belirtmek isterim ki hiçbir siyasi görüşe tabi değilim. Vatanını sevdiği sürece her görüşe saygım sonsuz. Saygı çerçevesinde her eleştiri baş tacı. Tek görüşüm var; elimden geldiğince iyi bir Müslüman ve iyi bir insan olmak, birde vatanıma layık olmak. Vatanımın birliği için çalışmak. Ahhh daha neler yazmak lazım ama biz saygısını elden bırakmayan insanlarız. Anlayana bu yeter. Yetmediği yerde Rabbim yeter. Belki kimse katılmayacak yazdıklarıma. Olsun doğrum budur, yazmam gerekirdi. Öyle şeyler okudum ki. Şaştım kaldım. Ne yapsam dedim. Sonra Vatan Sevdalıları'da burada dedim. Yazdım, buradayız, Rabbim izin verdiği sürece burada olacağız. Herkes kalbinin ekmeğini yer. Lezzetinden şikayet etmesin kimse. Kalbini temizlesin önce. Diyorum ya yazılacak çok. Ama kalem yoruldu hakkına giremem.
  Ve son söz "Yazan ben değilim, yazdıran Allah'tır...)

BİZ

 
 
BİZ
 
Mutlu çocuklardık biz,
Küçücük ayaklarımızla,
Uzun yollar yürüyemezdik ama,
Hayallerimiz aşardı, gökyüzünü zira.
 
Küçücük avuçlarımızda atardı kocaman kalbimiz.
Gülmek için sohbet aranmazdı bizde,
Gülmeye kıvrımlıydı dudaklarımız.
Kocaman kahkahalarımızla, küçücüktü mutluluklarımız.
 
Sonra karardı gözlerimiz,
Küçüldü kalbimiz,
Korkuyla aynaya baktığımızda,
Anladık ki artık biz büyümüşüz...
 
"Aşkı Zikreden Yazar"        
               


22 Aralık 2016 Perşembe

Sosyal Medya Kabadayıları, Klavye Delikanlıları (!)


  İnsanlar konuşmayı çok seven varlıklardır. Konuşma kabiliyeti insana verilmiş, haliyle insan da son harfine kadar kullanır bunu. Düşünen varlık olarak yaratılan insan düşünmez ama. Konuşmaya gelince heheeyy mangalda kül bırakmaz. Yani insan her zaman olduğu gibi burada da işine gelen kısmı alır, geri kalanını halı altına süpürme yapar.
  Şimdi her yere de ulaşmıyor mu elleri, iyice yandık. Geçiyor klavyenin başına, hiç tanımadığı insanlara yağdırıyor. Bazen terbiyesizleşiyor ama yazmak hakkı. Konuşacak illâki sesli olmasa da, zehriyle yakacak birinin canını.
  Öyle adamlık, hanımefendilik, sözüm ona delikanlılık sığındığın bilgisayar ekranının arkasından olmuyor. Yüreği olan, insan olan yapmaz bunu. Neymiş efendim o fotoğrafı atabiliyorsa, bu yazıyı yazabiliyorsa, böyle de yorumu hakkedermiş. Saygı çerçevesinde her yorum, eleştiri kabuldür. Buna lafımız yok. Hiçbir zaman olmadıda. Ama yazık size. Hiç var olmamış gibi yaşayıp, hiç var olmamış gibi öleceksiniz.
  İnsanların tek amacı fark edilmek. Sosyal medya buna çok güzel araç oluyor. Peki neden böyleler? Fikrimce sevgi eksikliğinden, inanç eksikliğinden. Sevgiyi tam alan insan doymuştur, sevgisini verir etrafa, nefretini kusmaz. İnanan insan bilir ki; şu dünyaya ufakta olsa bir boşluğu doldurmak için gelmiştir. Bunu bilinciyle hareket eder. Yaralı olur, uğraşır bir dudağın gülmeye kıvrılması için.
  Kirletiyorlar her yeri. Umudum blogdaydı. Buradaki insanlar farklı olur diye düşünmüştüm. Değilmiş. Bu azınlık maalesef burada da varmış. Nasıl üzülüp yıkıldığımı anlatamam. Blogumu kapatmayı bile düşündüm. Bilmiyorum hâlâ kapatabilirim. Tek bir olaydan değil bu yazdıklarım, birikimi var. İnsanlar bazen kocaman bir hayal kırıklığı.
  Blogu bıraksam bile Rabbim izin verdiği, kalemim soluk aldığı sürece yazıyı bırakmam. Onun müziği ve dansı hep devam edecek. Blog demişken bir de okumadan yorum yapılmasın lütfen, çak belli oluyor hani. Komik oluyor. Anlıyoruz ama nezaketimizden cevap veriyoruz. Bunu kendi bloğuma baz alarak söylemiyorum sadece. Ziyaret ettiğim bloglarda da fark ettiğim oluyor. Ama yapılan büyük saygısızlık. Bir emeğin hiçe sayılması. Kendi adıma şunu söyleyebilirim; Okumadan hiç yorum yapmadım, bazen yazdıklarımı siliyorum okumamış izlenimi verebilirim, yazan kişiye saygısızlık olur diye. Bu sebepten okuyup yorum yapmadığım bile oluyor. Hele şu yapılan yoruma cevap verilmemesini hiç anlamıyorum. Bana göre bu da hiç hoş değil. Blogger arkadaşım Laz Kızı'na Her zaman ne yapmam, nasıl bir yol izlemem gerektiğini hep sorarım. Benden daha deneyimli olduğu için tecrübesine güvenirim. İnsanları kırmak istemem. Çünkü biz Efendimiz'in sözü olan "Bir Müslümanı incitmek, kalbini kırmak, Kâbe'yi yetmiş kere yıkmaktan daha günahtır." düsturuyla büyüdük.
  Kırıldığımız kadar kırmaktan çekindik. Yazıyı veren Rabbime hamd olsun.
  Uzattım yine lafı, sözü, yazıyı. Böyle işte insanlık oturduğunuz yerden iki, üç insana laf atmakla olmuyor. Büyük insan olmuyorsunuz.
  Artık şunu kabullendim; var böyleleri var olmaya devam edecek. Ve bizler de hep daha doğru olmaya gayret edeceğiz. Belki de onların varlığı bizim doğruluğumuza kanıt olacak. Onların yanlışlığıyla ölçülecek doğruluğumuz. Hani tokluğun değeri açlık olmadan bilemeyeceğimiz gibi.
  Yazdıklarım kimseyi eleştirmek amacıyla değildir. Tamamen objektif bakış açısıyla yazmaya çalıştım. İnsanız eksiğimiz olmuştur. Olmuşsa affola. Her zaman ilk kendimi sorgularım; yaptığım bir yanlış var mı diye, hatayı karşımda aramaktansa.
 İnsan aklıyla var olur belki, komik olan şu ki aklıyla da yok olur. Eğer aklı var da kalpte sevgi yoksa yoksun. Gözlerin güzeli görmüyor, güzel görmeye meyletmiyorsa yoksun. Ruhuna azap eden bedensin. Yoksun...
  Klavye delikanlılığı, sosyal medya kabadayılığı yaparak var olamazsın. Üzgünüm koca alemin varlığı içinde yoksun...
 
( Delikanlı ve kabadayı kelimelerini kullanmam erkeklere yönelik yazdığımı düşündürmesin. Yazdıklarımız daima insana, kadın-erkek ayrımı yapmadan...
Kalbini açıp, kalbiyle okuyan gönüldaşlara selam olsun. Allah'a emanet olun...)
 
"Aşkı Zikreden Yazar"   

20 Aralık 2016 Salı

Yolculuk Anıları 3 (Ankara)

  
Yol Öğretir, Dinlemeyi Bilirsen

Ankara yolculuğum sırasında yolları düşündüm. "Yollar neden var?" diye. Kavuşmak için mi? İnsanlar ayrılmasa, kavuşmak olur muydu sanki? İnsanlar yolları kavuşmak için mi yaptı? Hikaye, gitmek için yaptı. Uzaklaşmak, ulaşamadığı yerlere ulaşmak, oraları da kirletebilmek için yaptı.
  Önce kısaca Ankara yolculuğuma değinmek istiyorum. Büyük şehir Ankara, Trabzon'umdan büyük. Trafik daha yoğun, binalar daha fazla ve daha büyük. Ama aşırı bir koşuşturma yok. İnsanları kaba değil. Hani biz rastlamadık. Beni kalbimden neresi vurdu derseniz: Hacı Bayram Veli Camii, çevresi ve civardaki restore edilmiş evler. Nasıl güzel nasıl masalsı. Maneviyat nasıl sarıp sarmaldı bizi. Okşadı ruhumuzu. Aydınlığı başkaydı sanki. Temizlendik. Dua ne güzeldir dua ettik herkese. Efendimiz "En cimri insan duasında cimri olandır." buyurmuştur. Herkese dua ettik. Dedim ki "Alparslan bize sahiden ne güzel bir yurt almış. Her köşesinde kalbe dokunan bir yer var."
  Eh tabi ki bir bayan olarak fotoğraf çekme ve çekilme rekoruna doğru koştuk. Ama kıramadık😊 Başkent çok güzelsin güzel kal. Anıtkabir'i ziyaret ettik. Dua ettik Atamıza. Müzeleri gezdik. Hareket etmeyen askerlerimiz şaşkınlık verdi herkese. Askerlerimiz ne kadar güzeller. İçimiz acıdı şehit haberlerini düşününce.
  Ve dönüş yolunda camdan bakarken aklıma düştü işte yolların soruları aklıma. Yolları düşündüm. Yollar kavuşmak için mi var. Kendimizi kandırıyoruz. Bir yerlere ulaşmak için mi yollar? Vuslatları hatırlamıyoruz ki. Ayrılık türküleri yakıyor gönülleri. Ayrılıkla dans edip, ayrılığı yazmıyor mu kalemimiz?
  Kaç yaşlı göz yolları izlemekte. Yola uğurladı sevdiğini. Bekledi gelmedi. Yol zalim bir kere aldı vermedi. Belki geldi ara ara, sanki tekrar gitmedi. Şu yollar kavuşmadan çok ayrılığa yolculuk ettirmedi mi. Ya ayrılık olmasa vuslat olur muydu. Olmazdı.
  İnsanlar yollar vurup uzak diyarlara gittikçe, birbirinden uzaklaştı. Yollar uzadıkça aradaki sevgiler kısaldı. Yollar aldı sevdiklerimizi bilmediğimiz  yerlere savurdu. Ayrıldık nihayetinde bir gün kavuşuruz ümidiyle.
  Kaç ana uğurladı yavrusunu. Acı haberini aldı. Tabutuna kavuştu kim bilir. Ağladı, haykırışı göklere savruldu da yollar ses etmedi. Babalar yıkıldı yerlere, ağladı içine. Yollar suskun yine. Kim konuşsun insanlar mı? Bu acıların sebebi insanlar mı? Kim konuşsun ya kim? Yaşamadan gidenler konuşsun, mutlu olması gerekirken ağlayan çocuklar konuşsun, ya iyiler konuşsun bir kere ne olur. Sussun şu kötüler ne olur...
  Kaç kişinin göz yaşı, umudu, sevinci, acısı, gülüşü, öfkesi, hayalleri yollarda kaldı.
  Kaç kişinin yollardaki düşüncesini okudum. Anlatamam. Ürperdim. Yolları dinleyin. Yollar konuşmaz. Taş olur konuşmaz, atar içine geleni geçeni, öfkeyi kibri, güzel sözü küfrü konuşmaz da konuşmaz. Sabırla dinleyeceksin yolu. Duyacaksın gelen geçenin ayak sesini. Yolu da seveceksin en nihayetinde. Hayat bu olur ya, kim bilir, belki yola vurulacaksın sende.
  Yola değil sözüm insana. Yolları yapan insan değil mi? İnsan gitmek için bahane aramaz, bahaneleri için gider.
  Gidecek olana yol olmasa ne olur. Dağları aşar gider, okyanusları geçer gider. Uzaklaşmak şart mı? Kimisi kalbini terk eder gider.
  Yola kırgın değiliz. Yolcuya hiç değiliz. Belki kimisine gitmek, kimisine kalmak veridi. Neylersin sende sorarsın nihayetinde;

                       "Yol mu zor, yolculuk mu,
                        Gitmek mi zor, kalmak mı?
                        En iyisi kalmayı gidenden dinlemek,
                        Gitmeyi kalandan ve yolu yolcudan..."

  Ayrılık olmasa vuslat olmazdı. Yaşam olmasa ölüm olmayacağı gibi. Ama ayrılıyoruz kavuşmak ümidiyle. Tuhaf olan şu ki yaşıyoruz hiç ölmeyecekmiş gibi kibirle...
  Yola selam olsun, yol yolcusunu bekleyenine sağsalim kavuştursun. Ve yol bize kırılmasın. İnsanı insandan ayıran yine insan...


"Aşkı Zikreden Yazar"    

8 Aralık 2016 Perşembe

Gün Güzel Nasıl Olur?

7 Kasım 2016
(Çarşamba gününün ilk saatlerinde yazıldı.)




  Gün Nasıl Güzel Olur?

Eğer gülebiliyorsan beraberce,
Odayı kahkahaların ısıtıyorsa olur.
Sen kumandayla kanallar arası gezerken,
Ablanlar telefonla pasta tarifi bakıyorsa,
Ve sen gülerek onları izliyorsan olur.
Derdini paylaştığın varsa,
Derdinle dertleniyorsa,
Seni tutup, yerden kaldırıp,
Devam etmeni fısıldıyorsa olur.
Gülmek olmaz bir tek beraberce,
Ağlıyorsan birlikte,
Akıyorsa gözyaşları birlik içinde,
Sen omuzunu dayıyorsan, başka omuzlara,
Dimdik tutuyorsa o omuzlar seni olur.
Hayallerini anlattığın insanlar varsa,
Hayal aleminin kapısını ilk araladığın onlarsa,
Hayallerine bir basamak koydularsa,
Kardeşim gün işte bu zaman güzel olur.

Yalnızsın temelinde,
Gün gelir, en yakının anlamaz seni,
Bırak şimdi, sen sanki her gün anladın mı diğerini?
Yalnızsın temelinde bil,
Bil ki, Allah yalnızlarında Rabbi.
Gün, güzel olur,
Varsa gününü güzel kılan,
İnan ki kaybetmez daima Allah ile olan...

                                                         "Aşkı Zikreden Yazar"

(Gününüz güzel olsun ve her gününüz. İnancınızı hiç kaybetmeyin. Ve umudunuzu. Derler ya "Umut, bitmeyen duadır." diye...)

5 Aralık 2016 Pazartesi

Yeni Yıla Umut Dolu Mim (2017)


                      

            Yeni Yıla Umut Dolu Mim (2017)

 Güzel kalpli Acemidemirci ve Hikaye Kalpli Kadin mimlemiş beni çok teşekkür ederim ikisine de 😊😊😊
(Yorumlarınızı da merak ediyorum gönüldaşlar...)


1) Kimse mükemmel değildir ama yine de eksikleri düzeltmek mümkün. Huylu huyundan vazgeçmez mi dersin? Yoksa şu huyumu değiştirsem hiç fena olmaz mı? Nedir o huyun? 2017 için kendinde değiştirmek istediklerin neler?

Mükemmeliyetçi olmam konusunda kendimi törpülemem lazım. Yanlış yapmak doğamızda var, tabi çok aşırı mükemmeliyetçi olmasam da bunu biraz daha değiştirmem de fayda var. İnsanlara da fazla takılıyorum galiba. Hani yolumdan vazgeçmem de. Kendimi yıpratıyorum sadece. Bu konularda kendimi çok ilerlettim ama biraz dama aşmam lazım...


2) Meşhur Alaaddin'in Sihirli Lambası oldu ya kucağına düştü. Ve tabi ki 3 dilek hakkı verdi. Dikkatli düşün, klavyenden çıkan her cümleyi gerçeğe dönüştürebilir. Ne dilerdin?

Çocukların mutlu olmasını ilk olarak. Çünkü mutlu çocuklar mutlu gelecek demektir.
Hayallerime bir adım daha yaklaşmak yeni yılda ikinci olarak.
Ve son olarak daima iyi bir insan kalmak...


3) Şimdi gerçek hayata dönüyoruz, evin, çocukların, kendin, kedin.. için yeni yılda neler yapmak var aklında? Şimdiden düşünelim ki, yeni yıl kapıda hazırlıksız yakalanmayalım :)


Şimdi doğum günlerine çok önem veririm. Diğer özel günlere değil. Çünkü bu gün ona özel, kişiye ait. Bu nedenle sevdiklerimin gözlerinin en içine dek güldürecek hediyeler almak istiyorum. Şimdiden bir kaç fikrim var tabi ki. Kendim için olan ise yazmaya hep devam etmek ve hep insanların kalbine dokunabilmek.


4.Piyangodan büyük ikramiye çıksa hepimiz dünyayı gezeriz değil mi? Sen neler yapmak isterdin? Bir de şöyle düşün, o istediklerin için çok  para şart mı? Belki de değildir.

Piyangodan para çıkmasın bana, şans oyunlarını sevmem çünkü. Ve dünyayı gezmek hayallerim arasında var tabi ki.
İnsanların hayallerine ulaşmasında yardımcı olmayı hep isterim. Bunun için bir çift söz yeter. İnandığımızı söylemek çok zor değil. Ya büyük isteklerim yok aslında. Birde çocuk esirgeme kurumlarında faal olmayı istiyorum. Bir çocuğun gülüşünün sebebi olmak paha biçilemez benim için...
 
 
5. Para para para. Para harcamadan da gerçekleştirebileceğin hayallerin vardır elbet. Haydi onları da paylaş, bekliyoruz.

Yazmak tabi ki hep yazabilmek. İnsanlara umut olabilmek. Beni tamamlayacak diğer beni bulmak. İnsanları içten güldürebilmek. Doğayı izlemek, yağmurda ıslanmak,  kar da bayağı bir oynamak (her yıl oynarım😊😊😊 )


Kimi mimliyorummm Bayan Hohori tabi ki :))
Hikaye dolu kalbi güzel cevaplar verecektir, merak ettim şimdiden...

Ve kim isterse lütfen yapsın bu mimi...:))

4 Aralık 2016 Pazar

Gecenin Sesi



 
Gecenin Sesi
 
Gecenin sesini duydun mu hiç,
Yalnızlar şehrinin,
Hüzün sokağının,
Yanık türküleridir.
 
Gecenin sesini duydun mu hiç,
Kaldırımda oturmuş, kalbi acıyan,
Biçare kimsesizin,
Sığınağında ağlayışıdır.
 
Gecenin sesini duydun mu hiç,
Uykusuz bir çift gözün,
Sessiz bağırışlarının,
Dilsiz ağlayışıdır.
 
Gecenin sesini duydun mu hiç,
Yalnızlar şehrindeki,
Yalnız şairin,
Kalem sesidir.
 
Gecenin sesini duyarsan eğer,
Ses etme sende,
Yalnızlar vapuruna gelmişsin demektir,
Biletini ver ve bekle,
Yalnızlar şehri de seni beklemekte...
 
                                                     "Aşkı Zikreden Yazar"


2 Aralık 2016 Cuma

Göçmen Köyü

 
 
Göçmen Köyü
 

  Mevsimlerden kıştı Göçmen köyünde. Kuşlar bile göç etmişti. Artık dumanlar tütüyordu bacalardan. Soğuk insanın içine işlemekteydi. Damları karlar kaplamıştı. Doğa gelinliğini giymiş nasılda kıskandırıyordu genç kızları.
  Evler evler içinde. Her evin derdi kendinde. Bir ev vardı Seyfi efendi ile Selma hanım yaşardı birlikte. Göçmen köylüler çok severdi onları. Uyumları başkaydı köylünün gözünde. Aslında onları başka yapan muhabbetleriydi. Birbirlerine muhabbetleri vardı. Eee insan yaşlanınca ne kalırdı elde sohbetten başka, oda yoksa yaşanılır mıydı?
  Böyle işte gel zaman git zaman, zaman yok durman, sürükle bizleri de ak zaman. Bir zaman işte Selma Hanım sordu: "Huzur nerede Seyfi Efendi? Neyde gizli? Arar durur insanlar. Hep mutlu olayım, huzurlu olayım derde, nedir bu denli insanları derde gark eden. Huzuru nerede arar da bulamaz." Şaştı Seyfi Efendi "Bilmem ki nerede yanlış yapıyoruz."dedi. Bu soru üstüne çok konuştular. Kafa yordular. Artık zaman gelmişti bulmak lazımdı huzuru, ona seslenip "Gel artık insanlar bulamıyor seni, gel de kavuşsunlar sana." demeliydiler. Misafir de etmeliydiler, bu kar kışta üşümesindi sokaklarda.
  Bir akşam yemeklerini yiyip sönmek üzere olan sobayı tekrar yaktılar. Ve karar verdiler. Bu gece çıkıp huzuru bulacaklardı. Köyü paylaştılar aralarında. Seyfi Efendi "Sen benim solumsun Selma'm sol taraf senin olsun." dedi. Yılların eskitemediği Seyfi Efendi nasılda mutlu etmişti Selma'sını. Nasılda gülleri açtırmıştı gözlerinde. Hangi hediye geçebilirdi bu sözlerin yerine.
  Neyse anlaştılar sol Selma'nın, sağ taraf Seyfi'nindi. Ayrıldılar.
  Seyfi Efendi bir evin penceresine yaklaştı. Zenginceydi köyün bu sakinleri. Seyfi Efendi "Bakalım paranın olduğu yerde mutlaka huzur olur muydu?" diye geçirdi içinden. Evde her şey yerli yerindeydi. Ya gülüşler neredeydi. Sanki seseler de mi yükselmekteydi. Daha fazla durmadı, para amaç değil araçtır, bildi bunu uzaklaştı. Yakalanıpta "Kusura kalma, huzuru arıyordum, yokmuş." mu deseydi. Diyemezdi, izah etse anlaşılır mıydı? Yürümeye devam etti.
  Seyfi Efendi'nin sol yanı Selma Hanım iki üç kadar hane geçmiş, ne yollarda ne evlerde bulmuştu huzuru. Bir eve yaklaştı. Köyün güzeli Zeliha'nın eviydi bu ev. Ürkekçe yaklaştı Selma Hanım her eve yaklaştığı gibi. Ah Zeliha güzeldi ama huzursuzluğu olmuştu sanki güzelliği. Kıskanıp duruyordu eşi "Şöyle baktın, niye buraya gittin, giyme bu renk yakışır sana..."uzadıkça uzuyordu sayılanlar. Selma ellerini ovuşturdu "Güven, olmayınca tahtayı yiyen güve gibi yer içini kötü düşünceler. Huzur da çeker gider en diplere." dedi üzgünce. Uzaklaştı yeni evler için.
  Seyfi Efendi geçti bir çok evi, "Bu son ev" dedi. Gülümsedi "Nereden gelir bu sorular bizim hanımın aklına." diye geçirdi içinden. Sahi Selma yetiştirme yurdunda da böyle değil miydi? Küçükken vurulmuştu ona. Bırakmadı elini büyüdükten sonrada. Göçtüler Göçmen köyüne aşklarıyla.
  Yaklaştı bu düşüncelerle eve. Halit Bey'indi ev. Para sıkıntısı vardı bu evde de. Çalışıp daha çok çalışıp, paranın fazlasını kazanmaktı derdi. Ne de garip değil mi, varlığı da yokluğu da sıkıntı sanki bu paranın. "Küçük bir farkla, şükür farkıyla" dedi Seyfi Efendi. Şükreden azla çokla ilgilenmezdi. Evine doğru yol almaya başladı. "Sol yanım bayağı üşümüştür şimdi." diye düşünüyordu.
  Selma Hanım huzuru ararken geçti bir çok evi, bitirdi hepsini. Yorulmuştu. Ne görmüştü; huzur dediğin varlıkla, yoklukla olmuyordu. Bakış açındaydı huzur.
  Eve geldi, Seyfi Efendi yoktu. Gelirdi şimdi. Sobanın başına geçti "Huzur varmış." dedi. Sıcaklık dalga dalga yayılırken vücuduna.
  Yegane dostu, hayatının dayanağı, tek aşkı girdi kapıdan. Nasılda kırmızı olmuştu burnu. Nasılda titreme almıştı vücudunu, üzüldü bir an. Sebep oldum, ya hasta olursa diye.
  Seyfi Efendi, yıllarını beraber devirdiği sol yanını tanımaz mı. "Hanım hasta olmam ben. Sen hele bir çay koy." dedi. Sobanın yanına geldi, "Ohh bee! Huzur varmış." diye de ekledi.
  Gülümsemeleri odanın sıcaklığına karıştı. Selma Hanım çayını getirdi hayat arkadaşının, dizlerinin dibine oturdu. Ellerini birbirlerinin kalbine koydular.
  İşte tam oradaydı huzur. Herkesin içindeydi. Kalpten süzülüp, gözlerin bakışındaydı. Hayat buydu işte; içindeki huzuru çıkarıp, görmende gizliydi.
  Göçmen köyün kışı sürerken, Seyfi Efendi ile Selma Hanım'ın sohbeti de sürdü. Ne de güzel geçti günleri. Kar yağdı, eridi, güneş açtı, kar gitti, kar yine geldi, elveda dedi, gitti bu sefer. Genç kızlar rahatladı mı ne?:))
  Göçmen kuşlar geldi yine. Damlara konup, görüp gezdikleri yerleri anlattılar. Çoğumuz dinlemedik, dinleyenimiz anlamadı.
  Selma Hanım başını Seyfi Efendi'nin omzuna koydu. Nasıl alırdı bir omuz bütün yükleri. Öyle aldı Selma'nın yüklerini, dertlerini, kuş misali kanat çırptırdı yüreğine.
  İnsanda kuşlar gibi konar bu dünyaya, bazen mekan değiştirir. Sonra kuş misali göçer bu dünyadan. Son kez çırpar kanatlarını.
  Umuda kanat açın dostlar, umuda uçun gönüldaşlar. Unutmayın, huzuru kaybederseniz bir kalp mesafenizdedir size. Yoklayın kalbinizi. huzurunuz mutlaka oralarda bir yerlerde... 

                                                                                   "Aşkı Zikreden Yazar"

(Hikaye yazmaya küçük bir adım diyelim dostlar. Saygı çerçevesinde yapılan her yorum kabulümüzdür. Eksikler söylenmeden bulunmaz. Şimdiden okuyacak olanlara teşekkürler...😊)

28 Kasım 2016 Pazartesi

Moda Bizde

 
MODA BİZDE
 
  Bizde modayı takip etmek için öyle Paris Moda Haftasına bakılmaz. Değişmez bizim modamız.
  Baş mankenimizin gururla tanıttığı vazgeçilmez parçamız; depresyondur. Sonra renklerden siyah vardır. Tüm hayallerimizi siyaha boyarız. Siyahın günahı yok, biz karanlıklarımızı atfederiz ona.
  Mutsuzluk, gözyaşı, umudunu kaybetmek ve daha bir çoğu vazgeçilmezimiz olarak gardıroplarımızda yerini alır.
  Tabi ki renkli kombinler de yaparız. Ne yazık ki her biri gözyaşlarıyla defalarca yıkandığından soluktur. Renkler vardır ama soluktur tabi ki.
  Desenlerimiz yamalardan oluşur. Su kaçıran hayalleri, patlayan kahkahaları, hafiften ışıyan umudu yamatırız biz. Aman bir parça mutluluk zarar verir bize.
  Moda budur işte; renk desen, ayakkabı, çanta değildir.
  Mutluysan eğer taşırsın her kıyafeti. Sıkmaz ayakkabılar ayağını. Kıyafetinin rengi kapamaz seni.
  Yani modayı takip edersen değil, mutluluğu takip edersen şık olursun. Yoksa nafile kıyafetin bile sıkılır senden.
  Mutluluğun modaysa, sende yaşarsın hayatı doya doya...

                                                 "Aşka Zikreden Yazar"


(Moda, önemli takip etmeli mutluluğun modasını. En güzel makyaj gülümsemektir. Gülmeli doyasıya, ağlamalı fazla abartmamak şartıyla:))))

25 Kasım 2016 Cuma

İşaretler

 
 
İŞARETLER
 
Öylesine yorgun ki şimdi kalemim,
Ne cümleye başlayacak takati,
Ne son noktayı koyacak gücü var.
Virgüllerden kaçar oldu,
Üç noktalarla dolu sayfalar.
Soru işaretleri var aklında çözemediği,
Cevaplarının yokuşunda tıkandığı.
Uzun uzun bakar oldu harflere,
Sanki hiç kelimeler oluşturmamış gibi.
Dikilmiş defterin başına şimdi,
Hangi dilde aradığı kelimeler,
Hangi alfabede harfler.
Hangi dil doğru anlatır aklındakileri,
Hâl dili, gönül dili olmadan?
 
Şimdi yorgun kalem,
Yorgun yazar,
Terk etti kalemi yazılar,
Başlayacak şimdi kapıda yalnızlıklar...
 
        "Aşkı Zikreden Yazar"
 
 

(Şiirin başlığından tam emin olamadık, fikirlerinizi bekliyorum...:)))


22 Kasım 2016 Salı

Fısıltı Mektuplar 3

Genç Adam Gençliğine Yazdı
  Gece olmuştu yaşadığım yerde. Yıldızlar süslemişti geceyi. Ay, onu göremedim olduğum yerden. Nerde ola ki. Hangi yalnızın kalbini şenledi. Benim yalnızlığım az mı geldi ona.?
  Doğrudur yalnızım. Ne zamandır bilmiyorum. Sanki yalnızlığa doğdum, onunla öleceğim. İçsel değil sadece yalnızlığım. Dışsal olarak da yalnızım. Ve tek bir sebepten kırgınım kendime.
  İzin verdim gidişine. Tek sevdiğimin gidişine izin verdim. Sevmek, öyle kolay olmuyor. Yalnızlık öyle kolay öğretmiyor kalbe sevmeyi. Bağırdım belki ama kalbim bağırmadı ona. Hoyrat yetiştim. Sevmek, sevilmemiş birinin sevmesi ne zor, ne acı, ne acı verici.
   Sevdim, her gün onu kırdım. Sevdim, gözünden akan yaşa sebep oldum. Sevdim, kahkahasını havada yakalayıp yere çaldım.
  Sevdim mutlu da ettim onu. Çünkü bildi ki bu kalp ondan başkasını misafir etmedi. Kimsenin omuzlarına üşümesin diye şal örtmedi bu eller.
  Sevdim başkası  gözlerimden  görmedi kendini. Şiirler yazdırmadı hiçbir kadın bu kaleme. Saçları güneşle dans etmedi kimsenin. Kirpikleri ok gibi saplanmadı hiçbir gözün. Kelimeleri bu kadar anlamlı olmadı.
  Doğrudur mutlu ettiğim zamanlar oldu. Kırıldığı zamanlar çoktu. Ah bir kere kırışım onu bütün mutlulukların önüne geçti. Nasıl öfkelendim kendime. Öfkemin rüzgarında onun dallarını kırdım. Nasıl onu fırtınaya terk edip kalbini parçaladım. Ben, ben suçluydum. Ama onu kırmaya niyetlenmedim hiçbir defa.
  Dedim, dedim kışım çoktur benim, şiirlerini dökerim, yırtarım hikayelerinin sayfalarını, romanın en hüzünlü yerinde bırakırım seni. "Olsun" dedi. "Yeniden yazarım şiiri, yeni hikayeler bulurum sana, kalacaksak romanın en hüzünlü yerinde tüm gözyaşlarımı senin için dökerim." dedi.
  Olmadı, olamadık olduramadım kendimi. İnatla yalnız ölmeye niyetlendim. Kalbim bir daha gülmedi, kimseyi almadı.
  "Git" dedim ona. "Git" bağırdım, "git" diye ağladım. Sen yokken hayat kaygım yoktu. Sensin hayatım anla. Kaygım oldun. Ağlamandan korkarken ben ağlattım seni, ben. Senin o yaşama sevincini ben emdim. Ben, ben ki kokunu hasret; ben ki gözlerin olmadan kör; ben ki kalbin tarafından sevilmeyince kimsesiz çocuk.
  Bilirim gitmen daha zordu kalmandan. Nasıl gittin öyle. Nasıl gidersin nasıl. Ben, kaç zaman oldu kendimde değilim. Kimim, adım ne, kaç yaşındayım? Kimliğim gidişinle silindi. Adımı sen söylemeyince olmuyor anlamı. Yaşım mı? Yaşım önemli değil. Hayatıma girdiğin gün doğdum, gidişinin olduğu gün kılındı cenaze namazım.
  Geliyor musun şimdi benim olduğum eve? İzlediğim filmi izliyor musun? Türkü severdik dinliyor musun hâlâ ? Ya kitaplar okuyor musun? Okuma başkalarına. Nefretim artar kendime.
  İşte ben aşk yolunun kayıp savaşçısı. Büyük kaybedeni. Yalnızlığın yegane kralı. Ben sevdim ama gösteremedim. Sevdim, kalbim ağrıyor. Bittim elimde kalan yazmak şimdi.
  O nerde bilmiyorum. Bilmeye korkuyorum. Başkasını omuzuna koyar başını diye ödüm kopuyor. Biri bakar gözlerine, gözlerini güldürür diye kör olmak istiyorum. Sesi dokunur birlerinin kalbine diye kalbimi hissetmek istemiyorum.
  Sor ki pişman mısın değilim. Kartlarımı açık oynadım ben. Yenileceğimi bilerek denemek istedim. Yenildim. Ben en güzel sana yenildim. Gittin ya en güzel kılıç darbesini yedim. Er meydanı buymuş bu savaştan hiç pişman olmadım.
  Tüm kalbimle seviyorum seni. Seveceğim. Seni bir tek yalnızlığımla aldattım. Onunla öleceğim.
  Aşka düşenler. Aşk cennetten çıkmadır. Cennet eder her yanı. Ne yazık ki ben aşkı hak etmeyen günahkâr oldum. Tek günahımsın. Bilmiyorum hangi sevabım seni tanımama sebep oldu. Bilmiyorum.
  Bildiğim şu ki: aşka düşerseniz, birlikte düştüğünüz kişiyi tutun elinden onunla çıkın. Yeniden doğun onunla. Ben kendimi ona basamak ettim o çıktı ben boğuldum. Pişman mıyım değilim.
  Ama yanlış yaptım bunu biliyorum. Ha şu aşkta her şey mübah değil dostlar. Aşk günahları temizlemiyor. Aşka gelmek günahla olmuyor.
  Aşk hayatın gayesi, kalemin nefesi, sazın teli, kitabın cümlesi...
  Ben yalnızlığın en büyük yenilişi...
  Adsız, yaşsız, yalnız bir adam yazdı. Yada söyledi birisi yazdı. Önemi yok. Eğer okursanız önemi ve anlamı olacak...
(Bir adam aşk dedi yandı yüreği, bilemedi bu onun aşka yenilişi... Yaz dedi, yazmak sorumluluk ister dedim; al dedi bu senin sorumluluğun... Sahi aşkın sorumluğunu almış bir adamın dediğini yapmamak olmazdı. Kalem ağladı ben yazdım. Siz okuyun kalbinize değsin kalemin yaşı...)
                                             "Aşkı Zikreden Yazar"

17 Kasım 2016 Perşembe

Ölüm

 
ÖLÜM
 
Ölüme gideceğiz hepimiz,
Dudaklarda kahkahalarla,
Belki gözyaşlarıyla,
Ya da son umutla.
 
Ölüme gideceğiz hepimiz,
Kimimiz koşar adımla,
Kimimizin ölüm yokken aklında,
Ya da ansızın olacak bazılarımızda.
 
Ölüme gideceğiz hepimiz,
Genç yaşımızda,
Yaşımızın geçtiği zamanlarda,
Ya da yaşam sevincini taşırken her anımızda.
 
Ölüme gideceğiz hepimiz,
Kör bir kurşunla,
Belki ölüm varken aklımızda,
Ya da olmayacak intiharla.
 
Ölüme gideceğiz hepimiz,
Geride kalanlarla,
Ne olursa olsun yaşanmışlıklarla,
Ve olamadığımız mutluluklarla.
 
Bırakacağız hayatı acısıyla, tatlısıyla,
ölüme gideceğiz hepimiz,
Ne olursa olsun, acı bir vedayla...
                                                       
                                               "Aşkı Zikreden Yazar"
 
(Bir küçük çocuğa yazıldı bu satırlar. Hiç yokken aklında ölümüne sebep oldular. Ve nicelerinin.
İnsan kendi türünden çektiğini çekmedi kimselerden. 
Şu ölüm var ya ne adaletlidir. Mesela ölünce mevkiin yüksek diye cennete almıyorlar. Yaşadığın kadarsın, ne kadar iyiysen o kadar yükselir merteben. Kötülüğe hazır olduğun kadar ölüme de hazırsan sıkıntı yok ey insan. En büyük savaşında gazan mübarek olsun...)
                                                                             


15 Kasım 2016 Salı

Gece Kalpte




GECE KALPTE
 
Gündüze "İyi Geceler" oldu,
O halde günaydın gece.
 
Gitmek ne zaman yüreğe vuruldu?
Hoş geldin yabancı kalplere.
 
Sevmek nicedir insandan uzak,
Okşamak sadece rüzgara kaldı.
 
Yalnızlık çoktur bizimle,
Kalabalıklar çok sahte şimdilerde.
 
Gündüze "İyi Geceler" oldu,
O halde günaydın gece.
 
Gündüz mutluların kalbinde,
Biz ise kalbe giydirdik gece.
 
Yağmur ıslatmıyor artık,
Sahi, en son ne zaman sırılsıklamdık.
 
Gözler görmekten uzakta kaldı,
Dinlemek yoruyor artık aklı.
 
Sorma, sorsan herkes haklı,
Kalp paramparça, kan içinde,
İçinde acı, içinde gece saklı.
 
Şair diyor ya zaten;
Gündüze "İyi Geceler" oldu,
O halde günaydın gecem,
Günaydın, bu senin de gecen...
 
                                         "Aşkı Zikreden Yazar"
 
(Hayat bazen geceye günaydın demeni ister.
Zaten sadece gündüzleri denilecek diye zorunluluk yoktur.
Bize böyle öğretti insanlar sorgulamadan kabul ettik.
Ama bir gün hayat kulağıma eğildi ve dedi ki "Geceye günaydın de."
Gecesi aydın olanlara selam olsun...)


12 Kasım 2016 Cumartesi

Fısıltı Mektuplar 2



                           Öğretmen Olmak 

  Başka yerlere açmak istedim gözlerimi. Gökyüzüne başka yerlerden bakmak. Farklı bir pencereden izlemek yıldızları. Issız yerlerde anlatmak aya sırrımı.
  Gitmek istedim dostlar kısaca. Gitmek. Sanki fark etmez uçak, otobüs; ben yürüyerek de olsa gitmek istedim.
  Dertler artmış artık, beynimde istilada. Saçlarımdan çekiyorlar sanki. Ağrılar vuruyor başıma. Onları uzak diyarların rüzgarlarına bırakmak istedim.
  İstedim ki çocukların gözyaşlarını sileyim. Gülümseyişleri olsun tek ödülüm. Kimseler bilmesin adımı. Benim adım bir çocuğun mutluluğu olsun. Öğreteyim bildiklerimi, öğreneyim nice bilmediklerimi.
  Gitmek istedim dostlar. Memleketi sevmediğimden değil. Ayaklarım isyanda bedenim daha  fazla direnemiyor ona. İnsanlara  kızgınlığımdan değil. Kırgınlığımdan. Çok kırıldım çoook. Kızmadım ama. Ne yapıyorum biliyor musunuz? Yine destek oluyorum hayalleri olanlara. Peki niye biliyor musunuz? Öğretmenim ben ondan. Öğreten kişi olmak ne muazzam bir ağırlık omuzlarda. Beni bekleyen umut dolu çocuklara ulaşamamak ne acı. Genzimi yakıyor.
  Tanımadan seviyorum her birini. Öğretmek istiyorsan koşulsuz seveceksin biliyorum. Ruhsuzca, atanmak istiyor derseniz, kırılırım. Ha zaten dedim kırgınım diye. Ama yazıyorum siz anlayın diye.
  Elime, koluma, saçıma, kıyafetime öğretmenlik bulaşmış öyle diyorlar. Oturuşum, kalkışım öğretmen gibiymiş. Ama öğrencilerim eksik. Tam olamıyorum onlarsız. Kalıyorum anlamsız.
  Sabır etmesi ne zordur. Bazen nefes almanı bile zorlaştırır,  tır çarpmışa dönen umutlarında yaşam belirtisi görülmez çoğu zaman. Diyorum genzimi yakıyor. Biliyorum bekleyenlerim var. Bu yüzden gerek gitmem.
  Bu basit bir gitme eylemi değildir. Benim gelişime hasret olanlara gitmem gerekir.
  Ama ne var biliyor musunuz? Yılmayacağım, duam var. Elbet Duyanım var. Rabbim sevdiğini zorlukla sınarmış. Rabbim'e sonsuz inancım var.
  Bu basit bir gitme meselesi değildir dostlar. Artık biliyorum gitmeden dönülmüyor bazı yollar...

                               "Saygı Duyduğum Tüm Öğretmenlere"


(Meslek aşkı başkadır. Herkes aşkını yaşasın inşallah. Aşkı olanlara armağan edildi bu yazı. Bilinsin ayrıca gerçek öğretmenler tüm öğrencilerinden razı.  :))))

                                                                                                                                                     "Aşkı Zikreden Yazar"

(Bir öğretmenin yüreğinin sesi naçizane böyle döküldü kalemimizden...
İlk başta canım ablam ve tüm öğretmenlere:))))

8 Kasım 2016 Salı

KALEMİM

 
KALEMİM

  Hani bazen sen yazmak istemezsin. Kalem gelir defterin başına. Öyle bir gün işte. Gün geceye dönmekte.
  Kalem dans etmeye başlıyor bu vakitlerde. Ben izliyorum dansını. Nasıl minnettarım kalemime. Atlı bir asker gibi daima dik. Her an savaşa hazır.
  Hiç bırakmıyor beni  sağ olsun. Oda giderse yaşayamam. Hayatla aramdaki ince bir bağ gibi. Hem kopmaya çok yakın. Hem de hiç kopmayacak  olan bir bağ.
  Kimler bırakmadı ki, gitmedi ki ve geri gelmedi ki...Kalemim bırakmadı. "Yaz" dedi bana. Dağıt kelimelerini. Kokunu saç satırlara. Cümleleri bağır çağır boş kağıtlara. Oku yazılanları. Ve sen tamamla eksik kalanları.
  Kalemim benim can damarım. Sanki var olma sebebim. Sanki Rabbim'de bana bunu vermiş.
  Yolculuğa çıkmak gibi. Keşfetmek ve tanımak gibi. Anlamak yaşamın anlamını. Bilmiyorum ki. Bir sırrı bilmek gibi işte.
  Ah bu hoyrat kalem nerelere götürdü beni. İçimdeki dehlizlere. Bilinmeyenlerime. Bilsem sanki kaybolacaklarıma.
  Kalem, kalem tehlikelidir bu hayatta. Yazdıklarınız kimseye batmamalı. Yazdıklarının anlamı belli kurallara baş kaldırmamalı.
  Kalemimi seviyorum. Belki sebebim olacak. Belki bu dünyaya geliş sebebim kalemim.
  Bakın yine bilmediklerimi yazıyorum. Neyse uzatırsak yine yazdıracak bir şeyler.
  Siz ve kalbiniz Allah'a emanet olun...

"Aşkı Zikreden Yazar"      
 
 
(Kalem pusuladır bu hayatta,
İnsanın da en çok pusulaya ihtiyacı var bu zamanda... 
Ve o pusulayı okuyacak yüreklere,
O yüreklere kocaman sevgilerle...)